Kaçacak bir yer kalmadı. Gidecek bir yer kalmadı. Ölüm kaldı. Görmediğimiz bir o kaldı. Ölüm ve sonrası. Eğer varsa... Geçtiğimiz, maruz kaldığımız bütün sınavları düşünüyorum. Bütün mücadeleleri. Sorular. Yanıtlar. Yarışlar. Çalışmalar. Uykusuz geceler. Ezberlemeler. Anlaşılmayan konuları beyinlere gömmek. Diri diri!.. Bilmiyorum ben. Hiçbir şey. Ezberledim zamanında. Herkes gibi. Ama unuttum hepsini.
Artık kimse bilmiyor beni. İzlemiyor yaptıklarımı. Hiçbir tanrının ilgi alanına girmiyorum. İlginç değilim hiçbir gün için. Kurtuluşu olmayan bir ruh gibi. Freni patlamış bir kamyon gibi! Hiç ilginç değil. Yapacak bir şey yok önümden çekilmek dışında. Yokuş bitene kadar. Büyük çarpışmaya kadar. Hızlandıkça ağırlaşan bir kamyon. Bu yüzden dostsuz kaldım. Daha fazla ezmemek için ruhlarını, sevebileceklerimin...
Romeo ve Juliet'in yaptıkları gibi beraber ölmeyi tercih edenlerin sayısı çağımızdaki kadar az olmasaydı, belki inanırdım ben de sadakate. Ama bir insanı gömmek dostluğunu, aşkını da gömmek olduğundan ve aynı insanın içini doldurup bir heykel gibi evin en güzel yerine koymak pek kullanışlı olmadığından, yapacak bir şey yok.
Aslında gözlerim kapalıyken iyi bir insan oluyorum ben. Hiçbir şeyi fark edemeyen, duygularından yoksun, bitkisel hayatta olan... Aralamaya başladığımda gözkapaklarımı, başlıyor cehennem tiyatrosu! Oysa otopsi yapılmış bir bedeninki kadar boş bir beyinle ne kadar mutlu olurdum, diye düşünüyorum. Bir yerlerde ölü doğmuş bir çocuk olduğumu biliyorum. Sadece yaşıyormuş gibi yaptığım için iki ayağımın üstünde duruyorum...