rua

İçeri girdiğinizde gözleri alan cırtlak pembe çatlaklarıyla bir tabloyu andıran, yüksekliği ile küçüklüğü birbirini dengeleyen muhtemelen son boyanması seneler önce olan bir duvarla karşılaşırdınız. Girdiğiniz kapının karşısında sağ tarafta kalan soba gözünüze çarpardı. Hemen sonra çok uzaktan işitilir gibi bir müziğin size eşlik ettiğini fark ederdiniz. Sobanın karşısında onun kadar sıcak olmaktan eksik kalmayacak üç kişilik siyah deriden bir koltuk görürdünüz hatta kokusu burnunuza gelen ve bir kısmının az önce burayı terk etmiş olduğu sigaranın da burada içilmiş olduğunu anlayabilirdiniz. Bu ilk odayı geçtikten sonra sizi uzun ve tavanının ortasında bir mum ışığı gibi koridorun sonunu aydınlatmaya gücü kalmayan yorgun bir ampulu bulunan, ölmüş bir insanın umutsuzluğunu andıran bir koridor karşılardı. Bu koridoru da geçtikten sonra büyük, girişteki odadan hallice bir salon görürdünüz. Aynı yöne bakan duvarda üç ayna önlerindeki masalarda ise saç kesmeye ve şekillendirmeye yarayan alet edevatlar, saç tokaları ile bu yerin muhtemelen sadece bu sokaktakilerin uğradığı küçük bir kadın kuaförü olduğunu anlardınız.
Betimleme
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Sevilmemiş kim varsa hepsi benim çocuğumdur
Her seferinde notalarla hayata döndürüyordu solgun ve canız bedenini. Ateşler içindeydi. Bir bardak su istedi. Ama kalkamıyordu. Bir zamanlar baktığı çocukları artık babalarına bakmıyorlardı. Kendini ezilmiş ve değersiz gördü daha dün gencecik bir çınar gibi canından bile çok sevdigi eşiyle dans ediyordu oysaki. Şimdi ne çocukları kalmisti ne de sevgili karısı. Ah ne çok özlüyordu biricik karısını. Şimdi o toprağındı. Herkesin tek ve yegane sevgilisinin. Ölmek istediğini düşündü. Evet bunu istiyordu. Uzun zamandır bu yataktaydı ve hep yapması gereken ama aklına gelmeyen şeydi bu. Az önce hemen yanındaki su bardağını alamayan adam şimdi ayağa kalkmıştı. Yaklaşık kendi boyunda olan penceresini açmasıyla yüzünde belki en son hissedeceği ferahligi duydu. Dermansız ayaklarında gençliğinin serzenişini hissetti. Yatağına baktı. Yatağındayken hep düşündüğü biricik karısının yanına gidiyordu. Bir ayağını attı pencerenin yükseltisine ve diğerini. Şimdi sıra ellerindeydi. Ellerini bu yaşlı tahtadan çekti. Nefes bile aldırmayacak sert bir rüzgar esti. Ve sonra beyaz bir karanlık belirdi. Her şeyin hem bittiği hem başladığı o noktada durdu. Başa sardı bu güzel melodiyi.
Keşke tüm bu sıkışmışlığın arasından ölmek pahasına ayrılsam. Aklımdan geçen bütün düşünceleri yolmak istiyorum. Teker teker değil. O kadar önemsiz olsunlar ki onları bir avuçta edeyim yerlerinden. Ellerim pislenir ama elbet temizlerim. Benim için o kadar zor ki bu kadar düşünce yumağıyla ve günahlarımla birlikte olmak. Her şeyin bitmesini istemem en doğal sonumdur. Nolur bunu bir tek ben düşünüyormuşum gibi davranmayın. Nolur beni ezin ve paramparça edin ruhumu. Sanıyorum ki yine saçmalıyorum. Her zamanki halim. Ben ne yaptığımı bilmezin tekiyim. Hayatım genelinde hep böyle olacak. Çünkü ben benim. Bu kadar basit mantıklar üzerine kurulu hayatımı neye benzetmeye çalışıyorum veya ne yapıyorum ben inan hiç bilmiyorum. Sanki bir şey var. Bilemiyorum belki de hiçbir şey olmadığından bir şeyin varlığını hissediyorumdur. Sanki bir şeyler oluyor ama ben anlamıyorum ben anlamıyorum. Yemin ederim ben nerdeyim bilmiyorum çok acı çekiyorum en derinimde. Hiç bitmeyecek sızılar. Ben korkak mıyım bilmiyorum. Korkağım galiba. Ya da tüm bu gerçeklerle yüzleşmek için "klasik" hayatını geri plana atan bir aptal. Bak şuan her şey olabilirim . Ben Ötüken gibi yeşil bir ovada açan çiçeklerden biri olmak isterdim aslında. Kırmızı bir çiçek, ölen çocukların intikamı gibi. Kan kırmızısı en kırmızı. Çiçekler en iyisini istemez bence. Bak yine belli ettim insan olduğumu. Ben öylesine insanım ki. En başta çiçek olmak istememden anlamalıydık bunu. Ben yoruldum. Ve ölümü çok istiyorum. Ölüm kadar çocukluğumu da istiyorum. Çabucak
Ulu
Dağların arkasında ulu bir bilgeye rastlamak istiyorum bir gün kendimi ararken. Ben sormadan o cevaplasın istiyorum. Ondan hiçbir şeyini istememek aynı zamanda o olmak istiyorum. Bütün renklerimi kusup kapkara olmak istiyorum. Sonra ışıkları kapatıp yok olmak istiyorum. Benliğim bir şekilde yok olmanın yollarını arıyor. Ona anlatamıyorum. Var olanın yok olamayacağını. Bu kadar hareketten çok şikayetçi şayet hareket olmasaydı ona da şikayet ederdi. Biz insanoğlu neden bir türlü memnun olamıyoruz? Ah ulu bilge, ah onca keşmekeşin içindeki ihtiyar meşe ağacı. Dalların kurursa ne olur sana? Peki bana ne olur? Nerede kalırım? Nasıl durup soluklanabilirim? Kalbimi her şeyimle nasıl yok edebilirim? Söyle bilge, niyaz ediyorum. Beni kalbinle duy, sessizce cevap ver. Şimdi sen yoksun ihtiyar bilge. Bütün yüklerini, sorularını bana yükleyip gitmişsin. Arkana bile bakmadın mı? Sen kötüsün çünkü ben bu sorulara cevap bulacak kadar güçlü değilim. Bunu bilmiyor muydun ihtiyar? Sen sadece kendini mi düşünürsün? Ben şimdi susuyorum senin gibi. Bu yükler bana fazlasıyla ağır ama onlar benim yüküm bilge. Şimdi sen beni terkettin. Her şey yarım kaldı. Ben de gidiyorum, şimdi sana sadece bir hoşça kal'ımı bırakıyorum.
İnsan ve Duygular