Öncelikle artık tarihimize veya şeceremize tabi değilmiş ve dolayısıyla tüm tanıdık damgalardan azadeymiş gibi görünüyoruz. Bize doyum verecek nesneleri seçebileceğimizi düşündüğümüz gibi, hayatımızın tüm doğrultusunu da seçebileceğimizi düşünüyoruz. Başka bir deyişle, bize özgü benliğimizi seçiyoruz. İkincisi, o daima uçucu ve kayıp olan jouissance'a, doğru seçimler yaparak yaklaşabilecekmiş gibi davranıyoruz. Dolayısıyla öznenin, hayatına istediği gibi yön verebilen ve nihayet doyum getirecek arzu nesnelerinin ve bunlarla ilişkili jouissance'ın yerini saptayabilen kadiri mutlak bir varlık olduğu yolunda bir algı doğuyor. Mutluluk avcumuzun içindeymiş ve onu yakalamak için elimizden geleni yapmak bize düşüyormuş gibi görünüyor.