"Bir insanın dini kanaatleri ve felsefi fikirleri kendisinde ikinci bir tabiat yaratır. Bu ikinci adam da içindeki ilk insiyaki mahluk kadar tabii ve hakikidir. Bu ikinci tabiat olmasa o sadece nefsani bir hayvandan ibaret kalırdı. Uzvi ve cismani miraslarımızın tesirlerinden korunamadığımız kadar ahlaki ve manevi tesirlerden de kaçınamayız."
"Hatırlayınız! Hiç şaşmayan bir intizam ile işlediğini gördüğümüz beşeri bir kanun vardır: Nerede zeka umarsak orada ahmaklıkla karşılaşırız. Nerede sadakat beklersek, orada ihanete uğrarız. Nerede kibarlık ararsak orada bayağılığa rastlarız. Kime dostluk gösterirsek ondan sadakatsizlik görürüz. Gençliğimizin saffetli zamanlarında menfaatine yardım etmiş olduklarımıza, senelerden sonra, rast gelince geçmiş zamanların olgunlaştırdığı bir eski muhabbetle karşılanacağımızı sanırız ve yıllanmış bir kinle karşılşırız. İnce birtakım vefakarlıklar uğruna çürüttüğümüzü gördüğümüz bir ömrün akşamında başkaları gizlendikleri bataklıklar içinde yılan başlarını kaldırarak bize ıslık çalarlar. Düşünmeyiz ki, çektiğimiz onlara itimat etmiş saffetimizin cezası ve muhabbet göstermiş za'fımızın belasıdır."
Rahmetli babam derdi ki, 'Oğlum Kirkor, her piyano akord tutmaz' Çok doğru laf! Doğru kelam! Ben de şimdi bunca senelik tecrübelerimden sonra anladım ki; bazı piyanolar hatalı imal edilmişlerdir, istediğin kadar uğraş, istediğin kadar didin dur. Üç gün sonra akordu yine bozulur. Nah işte vitrindeki gibi; akort tutmayan bir piyano! Sahibi, madam Eleni, akort ettire ettire bıku, nihayet getirdi buraya bıraku ve Çekip gitti. Yalnız piyanolar mı? No! Bazı insanların sesleri de akort tutmaz evladım! Yaniya, maalesef kimi sesler yalnız kendilerine göre akortludur!" Sözün burasında susan Kirkor Usta, biraz da feri gitmiş gözlerini gözlerime dikerek bu kez yeniden bir soru yöneltti:
"Peki de bakayım, sen sesini kime göre akordlayacaksın?"
"Kemal Tahir'in roman serüveninin hemen bütünü ülkenin tarihi boyunca yaşadığı değişim sürecinin aşamalarını konu alır. Öyle ki, köyü konu alan romanlarında bile ilgili dönemin tarih, toplum, siyasa üçgenindeki yapısal konumunu tartışır. Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılıp yerine Cumhuriyet Türkiyesi'nin kuruluşunu endişeyle
karşılar. İmparatorluk mirasının bütün bütüne yadsındığı, buna karşılık Cumhuriyet'in aydın ve bürokrat kadrolarının bu mirasın yerine daha güçlü bir toplum düşüncesi koyamadığı ve Osmanlı toplumunun Cumhuriyet toplumuna göre çok daha adil ve eşitlikçi olduğu düşünceleriyle, Batıcı yeni Cumhuriyet'i içine sindirememiştir."