Tuhaflık sıkıntıda değil, İvan Fyodoroviç’in bu sıkıntının nereden kaynaklandığını anlayamamasındaydı. Bu sıkıntının yüreğine o anda düşmesinin tuhaf yanı yoktu; ne de olsa ertesi gün, onu burada tutan bütün bağlarını kopararak yolunu değiştirmeye, yani hiç bilmediği bir âleme girmeye hazırlanıyordu. Tekrar, önceleri olduğu gibi, yeni umutlar besleyecek, hayattan çok, pek çok şey bekleyecekti; ama ne beklediğini, neler istediğini bir türlü bilemeyecekti.
Mesela açlık gibi küçültücü, beni aşağılayan acılarımı hoş görür. Ama bir düşünce uğruna acı çekmeyi bana yakıştırmaz, çünkü yüzüme düşünce uğruna acı çekenler için hayalinde canlandırdığı tipe uygun bulmamıştır.