Kısa flört dönemleri süresince babam dürüst davranmıştı. Ne cüretli öneriler yapmış ne de uyandırılmış erkeğin soluk soluğa saldırılarını denemişti. Arada sırada el ele tutuşurlar, birbirlerine kibarca iyi geceler öpücüğü verirlerdi, ikisi de sevgiden hiç söz etmemişlerdi. Düğünleri yapıldığında, neredeyse iki yabancı gibiydiler.
Otuz dört yaşında evlendi. Elli iki yaşında boşandı. Bir anlamda yıllar süren, ama gerçekte birkaç günü aşmayan bir evlilik. Babam hiçbir zaman ne evli ne de boşanmış bir adam oldu; yalnızca, arada başından bir evlilik geçen müzmin bir bekârdı.
Yalnız. Ama tek başına anlamında değil. Örneğin, yerinin ne olduğunu anlayabilmek için kendini sürgün eden Thoreau’nun yalnızlığı gibi değil, bir balinanın karnından dışarı çıkmak için dua eden Yunus Peygamberin yalnızlığı gibi de değil. Geriye çekilme anlamında bir yalnızlık bu. Kendi kendini görmek zorunda kalmama, başka biri seni görürken kendini görmek zorunda kalmama anlamında.
Evlilik ise kapıyı kapar. Varlığınız dar bir alana sıkışıp kalmıştır,orada sürekli kendinizi açığa vurmaya zorlanır, bu nedenle durmadan kendi içinize bakmak, kendi derinliklerinizi araştırmak zorunda kalırsınız. Kapı açıksa sorun yoktur: Her an kaçabilirsiniz. Çekip giderek, istememenize karşın kendi kendinizle ya da bir başkasıyla karşı karşıya kalmanın önüne geçebilirsiniz.