Latin Amerika edebiyatının en büyük yazarlarından biri olduğunu biliyoruz Marquez'in , hatta Nobel ödüllü... Peki her ödüllü yazarın, her yazdığı iyi olmak zorunda mıdır !!! Kırmızı Pazartesi, Yaprak Fırtınası ve Yüzyıllık Yalnızlık kitaplarının güzelliğinden sonra Kolera Günlerinde Aşk kitabı ne okuyorum dedirtti bana...
Baş karakterimiz Florentino Ariza, herkesin yorumlarda yazdığı gibi, sevdiği kadını tam 51 yıl 9 ay ve 4 gün boyunca bekliyor. Bu cümlenin üstüne harika bir aşk kitabı okuyacağımı zannederek başladım ama kitabın yarısında artık bitirmeye tahammülüm kalmadı. Bitirdim evet (grup kitabımız olduğu için).
Ariza, kendini reddeden sevdiği kadını yarım yüzyıl bekliyor ama ne beklemek... Bu süreçte sayısız kadınla birliktelik, uzun süren aşk ilişkilerinin kaydedildiği yaklaşık 25 defter ki, gel geç ilişkiler sayılmıyor bile... "Aldatan ama bağlı bir adam" düşüncesi ile savunuyor kendini !!! Fiziksel ve ruhsal bunalımlar içerisinde yaşlılığına dek okuyoruz bu öyküyü.
Bu kısma kadar bekar adam, ilişkileri olabilir düşüncesi ile okumaya devam etmeye çalışsam da, 70 yaşına geldiğinde, kendisine veli olarak emanet edilen on dört yaşında bir kız çocuğunu kandırarak onunla birlikte olması ve bunu sayfalarca anlatması pes dedirtti...Sonunda o kızı da ortada bırakarak sözde gerçek aşkının peşinden gitmesi bir aşk hikayesinden çok sapkınlığın hikayesiydi bence...
Bu kitabın bir aşk kitabı gibi algılanıp elden ele dolaşması, her yaş grubunun okuması ve birçok kişinin kitabı beğenmek zorunda hissederek, karakterin sapkın duygularının kolera benzetmesi adı altında normal kabul edilmesi de ayrı bir konu...
Çok sıkılarak ve sinirlenerek okuduğum bir kitap oldu. Tavsiye etmiyorum...