Céline

6/10
·264 syf.··
2026 8. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 07 Nisan 2026 20:41
Kitap çok hayatın içinden. Arkasını okuduğumda vay dedim, 20 yaşında bir kadın annesinin baskısı ve mahalle baskılarına rağmen, şiddete meyilli babasına rağmen gayrimeşru bir çocuk doğuruyor ve hayata tutunmaya çalışıyor. Kitaba büyük umutlarla başladım ve gerçekten yarısına kadar bunaldım. Kitap kötü olduğundan değil, Takiko’nun yaşadıkları ve hisleri çok gerçek hissettirdiğinden bunaldım. Rastgele birinin hayatını okuyorum, evinin içini izliyorum gibi hissettim. Ancak kitap ilerledikçe yazar vurgulamak istediği noktalardan artık bahsetmeyi bırakıyor ve kitap odağını hayatta kalmaya çalışan bir anneden, tuhaf bir romantik ilişkiye kaydırıyor. Yani Kambayaşi ve Takiko’nun tuhaf ilişkisinden ne anlamam gerekiyor? Ne anlatmak istediğini anlayamadım. Şahsen kitap bir noktadan sonra ilginçliğini yitirdi benim için. İyi bir kurgu iskeleti oluşturulamadığını düşünüyorum. Yazar neyi vurgulamak istemiş o da meçhul. Yine de okunası bir kitaptı.
Dağlarda Koşan KadınYūko Tsushima · Jaguar Kitap · 202541 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Muhafazakar Natüralizm
7/10
·288 syf.··
2026 7. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 29 Mart 2026 14:36
Spoiler içerir. Selahattin Enis’in Mahalle’si, savaş gazisi Rüştü’nün savaştan döndüğünde evini yanıp kül olmuş halde bulması ve karısını ve çocuğunu kaybetmesi üzerine bir mahallede bekçilik yapmasını anlatıyor. Kitap 1930’da bölüm bölüm Vakit gazetesinde yayınlanmış, kitabın kendisi de 1910-20 yıllarında geçiyor. Bilmiyorsanız Vakit o dönemlerde daha çok halkın ve orta sınıfın okuduğu bir gazete. Selahattin Enis natüralizm akımını benimsemesiyle Türk edebiyatının Emile Zola’sı olarak biliniyor. Roman hakkında da tüm bu bilgiler ışığında yorum yapacağım. Kitapta bölüm bölüm Rüştü’nün bekçilik yaptığı mahallede yaşayan insanlar anlatılıyor. Biraz ‘memleketimden insan manzaraları’ minvalinde olsa da, anlatılan bir karakterden diğerine geçişte kurgu hiç smooth değil, öyle sanki “tamam bunu tanıdık şimdi başka birinden bahsedicem” der gibi odak değiştiriyor. Bu, gazetede bölüm bölüm yayınlanmaya uygun bir format olsa da kitapta ardı ardına okurken biraz sıkıyor ve bütüncüllüğü bozuyor. İçerik olarak da ilk eleştirim şu: kitapta toplumsal çürümeden bahsederken, erkek karakterler pek çok farklı açıdan konu edilirken (cimrilik, hırs, vatanseverlik, açgözlülük gibi), az sayıdaki kadın karakterler ise sadece bedenleri üzerinden konu ediliyor, iffetleri üzerinden sınıflandırılıyor. Kitaptaki kadın karakterlerin adeta başka karakteristik özelliği yok. Yani kitabı dönemine göre yargılayayım diyorum da dönem 1920’ler. O sırada Atatürk kadınları göklere çıkarıyor. O yıllarda gazetelerde kadınların seçme ve seçilme hakkı, çalışma hayatına girmesi tartışılırken hemen yandaki sütunda Selahattin Enis toplum mühendisliğine soyunuyor. Bu dediğimi desteklemek için şimdi roman içinden bir konudan bahsedeceğim. Şimdi, kitapta Rüştü baştan sona iyi bir karakter olarak lanse
MahalleSalahaddin Enis · İthaki Yayınları · 2021259 okunma
Yalnız Yaşarken Hindi Pişirebilmek
8/10
·496 syf.··
2026 6. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 15 Mart 2026 20:32
(Bu bir inceleme değildir. Spoiler içerebilir.) Ben yalnız yaşamaya bayılıyorum. Yalnız yaşamaya başladığımdan beri yıllardır ihtiyaç duyduğum şeyin ve çok kısa sürede bu kadar değişebilmemin itici gücünün bu olduğuna inanıyorum. Asako Yuzuki’nin Terayağı kitabını okudum. Konusu biraz karman çorman olsa da, okurken sanki yazarın kafasındaki tüm fikirleri incecik bir bağlantıyla bir araya getirip servis etmiş gibi bir izlenim verse de, benim dikkatimi en çok çeken şey, görünür olan konudan çok bu ‘yalnız’ yaşamaya çalışma mevzusuydu. Rika onca yıl evinde bir canın sıcaklığı olmadan yaşadıktan sonra, kitaptaki olayların sonucunda bu konudaki bakış açısını değiştiriyordu. “Ansızın burası gibi geniş bir dairem olsun istedim. Yok aslında, büyüklükten ziyade tek başına kalmanın mümkün olduğu odaları bulunan bir daire istiyorum. Evdekilerin mahremiyetine saygı gösterebileceğim bir ortam…” (sf. 372) Bu alıntıyı okuduğumda gülümsedim çünkü bana Boşluğun Güncesi kitabındaki şu alıntıyı hatırlatmıştı: (İngilizcesini eklemiştim o yüzden bu şekilde yazıyorum) “Maybe that’s what making a family is all about: creating an environment in which people make space for one another—maybe without even trying, just naturally, to make sure that nobody’s forgotten.” Evdekilerin mahremiyetine saygı gösterebileceğim, onlara kendileri olabilecekleri bir alan yaratabileceğim, bunu yaparken kendi yalnızlığımın getirdiği bunalımdan da zaman zaman uzaklaşabileceğim bir ortam. Bir sığınak. İnsanların evlenip çocuk yapmalarının, bu yöntemle bir aile kurmalarının sebebinin aslında zaman zaman gelen bu bunalımdan ve gelecek kaygılarından kurtulmak için bildikleri tek yolun bu olmasından dolayı olduğunu düşünüyorum. Ancak bana göre nasıl ki uzun süre yalnız yaşamak insanda bunalıma sebep
TereyağıAsako Yuzuki · İthaki Yayınları · 2025419 okunma