"Zaten Yusuf, senelerden beri hiç kimseye karşı kalbinde muhabbet beslemiyor ve bir insanı sevebilmesi için ona hayran olması lazım geldiğini anlıyordu. Hürmet ve takdir hisleri beslemediği, hatta tepeden baktığı ve küçük gördüğü insanları nasıl sevebilirdi? "
"Anası onu gezmeye götürürken bir saat 'saçlarını düzeltmeye uğraştığı halde, ne anasının, ne babasının aklına bu kafanın içi ile de bir parça meşgul olmak düşüncesi gelmemişti. Onlar işportaya konan bir elma gibi onu süsleyip temizlemişler, parlatmışlar, sonra yağlı bir müşteriye okutmuşlardı. Kız yetiştirmekten de gaye bu değil miydi?"
" Dünya bu mu, hayat bu mu, diye Sebati Bey düşündü. Bunlar da akılları sıra yaşıyorlar mı? Bu adamlar ne yaparlar? Sabah giderler, akşam gelirler. Öğleyin akşamüstü bir şeyler atıştırırlar. Koş bre koş... Koş bre koş... Niye? Beş on kuruş fazla kazanmak için. Kazanıp da ne yaoacaklar: sinemaya, kumara verecekler... Hay aklınıza çalayım sizin... Yirminci Asır medeniyeti dedikleri bu mu? Vah zavallı beni adem... Vah zavallı nevi beşer... Sen bugünlere de mi düşecektin? "