"Allah öyle yaptı ki küfredenlerin kelimesini de alçak etti." Bu hükmü, yüksek sancağının koyu gölgesinden anla. "Ve sana Allah, şanlı bir zaferle yardım eder." buyruğunu da sancak ve bayrak direklerinin ucundaki ay (alem) gibi anla.
Felek meclisinde (sofrasında) misafir ağırlayan ev sahibi için yedi âlem birbiri içre sahan gibidir. Masivadan gönül ve canı yıkanıp pak etmesi için de altın ve gümüşten ay ve güneş iki leğen gibidir.
Yani, Hak bir gönül verdi bana, ha demeden hayran olan bir gönül. Kafamı taşlara vura vura, oaramı buramı çize yara, kanata kanata, tekrar abdest alıp seyr-i sülûk denilen bu içsel yolculuğu düşe kalka bugünlere kadar getirdik. Bugüne kadar Cenâb-ı Hak lütfetti, kerem etti, yaşattı bize.
Siz konuşurken Tuğrul İnançer Efendi ile bir sohbet hatıladım. "Aşkta acı var mıdır?" diye sormuştum. "Aşk pür-hazdır" demişti, "Fakat insanlar aşkı nihayet, yani son zanneder, oysa aşk bidayet, yani başlangıçtır. Aşkın sonrası meveddet, nihayeti ise muhabbet. Aslolan da muhabbettir" diye devam etmişti.