Hikayemiz Kayseri'nin bir köyünde başlayıp büyükşehire uzanıyor. Alacüvekli, yeni adıyla Akçalı, ailemizin büyük umutlarla şehire taşınmasıyla mücadele başlıyor. Büyülü gerçeklik kategorisinde ele alınan ama daha çok toplumcu gerçekçi bir roman.
Öncelikle bir Anadolu köyünün zorluklarını okuyoruz. Latife Tekin özellikle Kayseri ağzıyla, yörenin tüm âdetleriyle harmanlanmış bir şekilde anlatıyor hikayeyi. Huvat, saman alevi heyecanıyla yaşayan ağır sorumluluklardan kaçınan, bir aile babası bile olmayı başaramamış narsist bir karakter. Atiye ise Huvat'tan başka çaresi olmayan kimsesiz bir kadın. Zaman içinde Huvat'ın oluşturduğu otorite boşluğu sebebiyle de dengesi şaşmış, çocuklarını yiyen bir karakter. Nuğber, Halit, Seyit, Dirmit ve Mahmut ise bu ailenin desteksiz, savrulan çocukları. Bir şeyler başarmaya çalışıp büyükşehirin büyük çukurlarında kayboluyorlar. Anne ve baba ise köyden şehre hiç adapte olmadan bohçalarına tüm köy adetlerini sarıp getirmişler. Hem birbiriyle hem de şehirle bir kavga içindeler. Zekiye ise bir gariban, türlü hayallerle sıcak bir yuva kurmanın ümidiyle gelmiş, evin gelini. Atiye, ölüm ile bir kavga halinde, arsız ölüm ise bir türlü almıyor canını. Çocuklarının tepesinde hem hâyırlarına hem zararlarına duacı.
Beni en etkileyen karakter ise Dirmit. Biraz kendimi buldum onda. Çocukluğunda arkadaşı tulumba, şehirde nefes alamayıp konuştuğu kuşkuşotu...
Hikayenin inanılmaz gerçekçiliği tüylerimi ürpertse de çok etkilendim