“Yas, sessizlik ve göçmenliğin arasında sıkışmış bir ailenin hikâyesi. Western Lane, az sözle çok şey söyleyen bir roman.”
Western Lane, son zamanlarda okuduğum en sade anlatıma sahip kitaplardan biri. Kitap, okuru derin bir sessizliğin içine çekip o sessizlikte bir ailenin yas sürecine tanık ediyor.
Annelerini kaybetmiş, yaşları 11, 13 ve 15 olan üç kız kardeş ve bir baba var karşımızda. İlk olarak dikkat çeken şey, İngiltere’de yaşayan Hintli bir göçmen aile olmaları. Yazar, göçmenliği ve aidiyet duygusunu doğrudan anlatmak yerine bu yasın örgüsü içine ustalıkla yerleştiriyor.
Kız kardeşler anneleriyle bile dil farklılıkları nedeniyle iletişim kurmakta zorlanıyorlar. Henüz büyüme çağındayken, onların “ev” ve “aidiyet” duygularının ne kadar ince, kırılgan duvarlar üzerine kurulduğunu görüyoruz. Yas onlar için net bir süreç değil; alıştığımız biçimiyle depresyon, bunalım ya da inkâr yok. Çünkü Asya toplumunun sertliğini ve duygularını bastırma geleneğini sürdüren bir Hintli topluluğun içindeler.
Bu topluluk; baba, amca, yenge ve çeşitli tanıdıklardan oluşan geniş bir çevreyi kapsıyor. Bizim kültürümüzde de tanıdık bir şekilde, yası yaşamak yerine hayata sıkı sıkıya tutunmayı, güçlü görünmeyi tercih ediyorlar. Ve bu güçlü duruşun doğal sonucu olarak iletişimsizlik hâkim. Roman boyunca derin konuşmalar, duygusal patlamalar görmüyorsunuz. Hem göçle taşınan geleneklerin ağırlığı hem de yabancı bir ülkede kök salmanın katılığı, karakterlerin sessizliğinde birleşiyor. Western Lane, tam da bu sessizlikte yankılanan duyguların romanı.
Özellikle şundan bahsedip bitirmek istiyorum: Yine bir romanda, erkeğin yas sürecindeki başarısızlığını okuyoruz. Öyle ki baba, kızlardan Gopi’yi yetiştirmesi için kardeşi ve yengesine teslim ediyor. Yengesinin hayatlarına karışmasına,