Sürekli geçmiş üretiyoruz. Bizler geçmiş fabrikalarıyız. Canlı geçmiş makineleri, başka neyiz ki? Zaman yiyoruz ve geçmiş üretiyoruz. Ölüm bile çözüm değil. İnsanın kendisi gider ama geçmişi kalır. Sonra tüm bu şahsi geçmiş nereye gider? Onu satın alan toplayan, atan birileri var mı? Yoksa rüzgârın sokakta savurduğu eski bir gazete gibi yuvarlanıp durur mu? Tüm o başlayıp tamamlanmamış hikâyeler, terk edilen sevgililer, kesilen ve kanamaya
devam eden ilişkiler nereye gider?
Hafızası onu terk ediyor, arkadaşlarının onu kötü günlerinde terk ettiği gibi. Arkadaşı yok, yaşayan akrabası yok. Arayabileceği hiç kimse yok. Eğer birinin hafızasında değilsek, aslında var mıyız?