Hayat, tek bir olayı ele alarak değerlendirilemeyecek kadar karmaşık ve kapsamlıydı. Sevdiğiniz işi yaparken mutsuz olabilir, sevmediğiniz işi yaparken önünüze çıkan başka bir fırsatla mutsuzluğu yenebilirdiniz. Yaşam çözümü zor ve çok yönlüydü. İş, yaşamın merkezinde epey önemli
bir rol oynasa da, yaşamın içindeki mutluluk ve mutsuzluktan
sorumlu değildi.
Gerçekten sevdiği bir işi mi yapmalıydı? Onun sevdiği bir iş yoktu ki. Bir şey yaparken keyif aldığı da, heyecanlandığı
da olmamıştı. Hepsi birbirinin aynıydı, zaman zaman hem eğlenceli, hem de sıkıcıydı. “Bu işi yapmazsam ölürüm” diyecek kadar istek duyduğu bir şey de, ölmek istemesine sebep olacak kadar zor olmasına rağmen yapmaktan kaçındığı bir şey de yoktu. İyi olduğu bir iş de yoktu. Hepsi ortalamaydı. Sevdiği ve iyi olduğu bir iş olmayan Minchul, nasıl yaşaması gerektiğini bilmiyordu.
Yalnızca nefes almanın güzelliğini hissedebildiğim ufak bir zamana, günde bir saatliğine ya da on dakikalığına da olsa, hayatta olduğum için bunu hissedebiliyorum diye
düşünebileceğim bir zamana sahip olsam yeter.