Hayran olduğumuz yazar ve şairler hakkında..
Düşünüyorum da çok beğendiğimiz kitaplar şiirler denemeler nasıl bir zihnin yarattığı dünyanın yansımasıdır bu kadar derin bu kadar içsel ya da ütopik olabiliyor diye. Sonuçta hepimizde bir yazma ve hayal gücü potansiyeli var ama o düzeye ulaşmak için ya çok sıkıntı çekecek ya bişeyler koklayacak ya da ruhsal sorunlara sahip olacaksın. Bunu merak ettiğim için uzun zaman evvel ünlü yazarlar hakkında şöyle bir araştırma yapmıştım ve bunca ruhsal sorunla yazdıkları şeylere ben hangi kafayla bayıla bayıla okudum diye baktım ve kendimden şüphelenmeye başladım yoksa ben de mi arızalıyım diye :) olmadığım ortaya çıktı zaten o yüzden roman falan yazamadığımı düşündüm ben de :)). Buna göre, Franz Kafka'nın yaşamı yoğun kaygı, bedensel hastalık korkuları ve sürekli tedirginlik duygusu ile şekillenmiştir. yazılarındaki bunalım hissi, onun belirgin anksiyete dönemlerinin bir göstergesidir. Virginia Woolf ise dönemsel olarak çöken ve yeniden yükselen ruhsal dalgalanmalarıyla mücadele etmiş; bugün bipolar bozuklukla uyumlu görünen bu iniş çıkışlar, eserlerinde belirgin şekilde gözlemlenmektedir. Sylvia Plath'in hayatının merkezinde majör depresyon hastalığı yer alır. iç dünyasındaki karanlığı, şiirlerinde yansıtmıştır. Ernest Hemingway’de görülen taşkın enerji, risk alma eğilimi ve zaman zaman çöken ruh hali yine bipolar bozuklukla ilişkilendirilir; ayrıca geçirdiği travmaların ruhsal durumunu ağırlaştırdığı bilinmektedir. Edgar Allan Poe’nun yaşamı ise alkol bağımlılığı ile gölgelenmiştir. bu bağımlılığın yarattığı dalgalı ruh hali, karanlık anlatılarına doğrudan yansımıştır. fyodor dostoyevski nörolojik bir rahatsızlık olan epilepsiyle yaşamış ve nöbet deneyimleri, eserlerinde insan ruhunun uç noktalarını anlatmasında etkili olmuştur. friedrich Nietzsche’nin ileri
(RÜYA) (06.05.2026) (Bir profesörün kitabından satırlar önümdeydi.) (Sene 3020: Lilith bütün ülkeye kötülük getirdi,insanlık caniliğe gömüldü kötüler daha da kötü oldu ardından - Lilith çocukla birlikte bir ömür mutlu bir hayat sürdü -beraber öldüler- Nöbetçinin Felsefesi ise batının bir çok yerinde benimsenmişti. Ölümünden yüzyıllar sonra da olsa Globalde değer görmüştü ancak Türkiye’de kitap yasaklandı ve ülkedeki bütün kesimler düşmandı fikirlerine. Türkiye’nin en güçlü üniversitesinde edebiyat ve felsefe fakültesi öğrencileri Sanata adamışlardı hayatlarını ve engellere kısıtlamalara isyan etmişlerdi. Öğrenciler asırlar sonra - Karar Mercii Binasının Önünde Nöbetçi - Sylvia Plath ve Nilgün Marmara’nın portrelerinin bulunduğu bir pankart açtılar. Üstünde ise bir aforizma “ SANAT HER ŞEYDEN ÜSTÜNDÜR . “ Nöbetçinin Felsefesi (s.15) (∞) Bu geleceğe dair önemli bir ipucuydu.) (Uyandım)
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
...iki dünya arasında olduğumu duyumsuyorum- "biri ölü, diğeri doğamayacak kadar güçsüz" Günlükler, s.288
Mad Girl's Love Song
I shut my eyes and all the world drops dead; I lift my lids and all is born again. (I think I made you up inside my head.) The stars go waltzing out in blue and red, And arbitrary blackness gallops in: I shut my eyes and all the world drops dead. I dreamed that you bewitched me into bed And sung me moon-struck, kissed me quite insane. (I think I made you up inside my head.) God topples from the sky, hell's fires fade: Exit seraphim and Satan's men: I shut my eyes and all the world drops dead. I fancied you'd return the way you said, But I grow old and I forget your name. (I think I made you up inside my head.) I should have loved a thunderbird instead; At least when spring comes they roar back again. I shut my eyes and all the world drops dead. (I think I made you up inside my head.) Sylvia Plath
Rosalind Elsie Franklin "Fotoğraf 51"
Rosalind Elsie Franklin (25 Temmuz 1920 – 16 Nisan 1958) İngiliz bir kimyager ve X-ışını kristalografıydı . Çalışmaları, DNA (deoksiribonükleik asit), RNA (ribonükleik asit), virüsler , kömür ve grafitin moleküler yapılarının anlaşılmasında merkezi bir rol oynadı .Kömür ve virüsler üzerine yaptığı çalışmalar yaşamı boyunca takdir edilse de, Franklin'in DNA yapısının keşfine yaptığı katkılar yaşamı boyunca büyük ölçüde tanınmadı; bu nedenle Franklin çeşitli şekillerde "haksızlığa uğramış kahraman" "DNA'nın karanlık kadını", "unutulmuş kahraman","feminist bir ikon", ve " moleküler biyolojinin Sylvia Plath'ı " olarak anıldı. Franklin, özellikle King's College London'dayken DNA'nın X-ışını kırınım görüntüleri üzerine yaptığı çalışmalarla, özellikle de öğrencisi Raymond Gosling tarafından çekilen ve Francis Crick , James Watson ve Maurice Wilkins'in 1962'de Fizyoloji veya Tıp alanında Nobel Ödülü'nü paylaştığı DNA çift sarmalının keşfine yol açan 'fotoğraf 51' ile tanınır. Ünlü Fotoğraf 51'i aslında Gosling çekmiş olsa da, Maurice Wilkins bunu Franklin'in izni olmadan James Watson'a göstermiştir. Franklin 1958'de 37 yaşında yumurtalık kanserinden öldü. en.wikipedia.org/wiki/Rosalind_F...
1000Kitap
Kendin olmak çok zordur. Başka biri olmak ya da hiç kimse olmak ise çok kolaydır.. s.plath