Gazâlî, "Sufi Allah'a, yani Sevgili'ye ne kadar yaklaşırsa O'nun sıfatlarının dipsiz derinliğine, O'nun özünün uçsuz bucaksızlığma o kadar vâkıf olur," diye yazıyordu.
Veri ekonomisinin hayatımıza girmesi, tüm dijital şirketlerin veri odaklı çalışmalar yapmasıyla birlikte bugün insan, gizi kaybolmuş, attığı adımları aşikâr, duyguları bilinebilir, öfkesi, kavgası önceden kestirilebilir meta hâline gelmiştir. Buna uygun olarak da hiçbir sırrı kalmayan insan, her köşe başında kendisinden parçalar taşıyan hikâyelere muhatap olmakta, bu hikâyelerin peşinde koşarak sırrı ve gizemi olmayan bir yolda yürümektedir.
Bir eseri sanat eseri yapan olgu, öncelikle sanatçısının, kendi içinde duyumsadığı duygusal evreni dışarıya, estetik kaygılar içerisinde yansıtmasıdır. Sanat eserinde karşımıza ilk olarak estetik çıkar. Eser içerisinde olumlu-olumsuz ne barındırıyor olursa olsun, bunu anlatırken estetiği göz ardı etmeden anlatmalıdır. Çirkin bile sanat eseri içerisinde estetik bir aurayla anlatılmaya mahkûmdur.
Dijital evrenler, dijital araçlar, transhümanitik insan tasarımları değişmeyen bir arzunun dışavurumudur. Acıkmama, üşümeme, yorulmama, rahat bir hayat yaşama arzusu, kovulunan yere geri dönmek için bir yol arayışıdır. Dijitalin insanının hikâyesi de aslında kendisinden önceki insanların hikâyesiyle aynıdır.