Akıl, ancak sırları fazla kurcalamamak, mıncıklamamak, örselememek, gizlinin ve kendisinin hududunu tanımak hikmetine erince akıl... Hız alır almaz her tarafından dumanlar ve kıvılcımlar fışkıran âciz mantık ve oyuncak hesap makinesini zorlamaya ne lüzum var? Adet üstü adet yok, onun toplam hânelerinde.
İşte hayatınla hayatımız arasındaki fark! Hiç seninki, en küçük çaptan en büyüğüne kadar, bütün söylenmişlere, söylenenlere ve söyleneceklere rağmen anlatılmış olabilir mi? İzin ver; onu bir kere de ben anlatayım! izin ver; herkesin boyuna göre açıldığı bu ufuksuz denizde, sana yaklaşabilmek değil, fakat kıyılardan, gerilerden yâni kendimden uzaklaşabilmek mânasina bir kere de ben gücümü deneyeyim! Öyle ki, sahili kaybetsem, artık gerilere dönemesem ve sende boğulsam, işte o zaman aradığım hayatın eşiğine ayak basmış olurum.
Derin rabıta hallerinde, sufi derin bir ruhsal sükûnet yaşar. Düşünceler, fanteziler, dilekler, rüyalar ve hayaller aniden kaybolur. Zihin ikili düşüncelerden arınır. Sufi uyanıktır ve şuuru yerindedir. Ruhsal sükûneti boyunca, bedendeki ve kâinattaki gaybî ritimlerin farkına varmaya başlar. Hatta bazıları öyle duyarlı hale gelir ki, çimen üzerinde yürüyen bir karıncanın sesini duyabilir ve bir bitkinin soluk alıp verişini hissedebilir.
Fenâ, arzu ve isteklerin derece derece kırılmasıdır. Arzu ve istekler, nefis ile olan iştigalin göstergesi ve ikiliğin bir yansımasıdır. Fenânın en üst seviyesinde olan bir sufi, nefsini bütün arzulardan arındırmış olur.