Kadın bir yönde ilerliyor, başka yönde geriliyorsa, bunun sebebi dağların doruğuna varan zorlu yolun hırsızların tuzaklarıyla ve kurtların inleriyle dolu olmasıdır.
Evlilik günümüzde gülünç ve üzücü bir ticarettir. Düzenlenmesi de genç erkeklerle genç kızların babalarının elindedir. Yavuklular arada bir kazançlı çıkarlar, ama ana babalar her zaman kaybederler. Kızlar, mal gibi bir evden öbürüne taşınırlar. Zamanla neşelerini yitirirler ve terk edilmiş eski bir mobilya gibi, barınaklarının karanlık bir köşesinde bir ömür tüketirler.
Halk böylece, kurtların dişleri ile kasapların bıçakları arasında telef olan sürüler gibi, hırsızlarla dolandırıcılar arasında yok olup gitmektedir. Doğulu uluslar böylece açgözlü insanlara ve çürümüş geleneklere boyun eğerler; böylece geri giderler ve demir çekiç darbelerinin altındaki toprak bir testi gibi, ayaklar altında çiğnenirler.
Ama bu zayıf kadın ezilmiş ulusların simgesi değil mi? Ruhunun onuru ile bedeninin hakları arasında bölünmüş bu kadın, yöneticileri ve papazları tarafından ezilen şu ulusu temsil etmiyor mu? Genç bir kızı mezara götüren o saklı duygular, halkların hayatını tozla kaplayan şiddetli fırtınalar ve devrimler gibi değil mi?