Jack London’ın yarattığı Martin Eden karakteri, yazarın 20’li yaşlardaki hayat serüveni ile benzeşen öğeler taşıyıp, eski bilinç dünyasını temsil ediyor olsa da yazarından farklı olarak sosyalizme karşı bireyci bir anlayıştadır. Ona göre kendi kendini güdebilen bireyler olursa devlet de o bireylerden oluşan toplumu gütme gereği duymamış olur. Diğer taraftan, hiçbir köle devletinin ayakta kalamayacağını savunur. Martin Eden, sosyalist hareketle de temas eder fakat bilinçli olarak bu dünya görüşünü reddeder. Sosyalistlerin toplantısında yaptığı konuşmada topluluğa şöyle seslenir:
‘’Varoluş mücadelesinde, güçlüler ve güçlülerin soyu hayatını sürdürme meyli gösterirken, zayıflar ve zayıflardan türeyen nesillerse ezilip yok olma eğilimindedir. Bunun sonucunda güçlüler ve güçlülerin soyu yaşamaya devam ederken, bu mücadele geçerli olduğu müddetçe yeni gelen her neslin gücü de artar.“
Sosyalist düşünceyi köle ahlakı olarak nitelendiren Martin Eden, bu kerteden itibaren okurun gözünde sosyalizmi benimseyen yazarı Jack London için bir “anti kahraman” mı sorusunu akıllara getirir.
Jack London, kendi hayatından bir kesit olarak romanda yer verdiği, Martin Eden’in çamaşırhanede çalıştığı dönemi Marx’ın kapitalizm eleştirisinde vurguladığı yabancılaşma kavramı perspektifiyle işler. Öyle ki günde on yedi saate varan çalışma koşullarında insanlığını yitirmeye başlayan, değer ve amacından uzaklaşan Martin için aşkı Ruth ve iştahla gömüldüğü kitapları, uzak nesnelere dönüşmeye başlamıştır. Jack London, bu kurmaca ile Marx’ın değindiği “İnsanın yabancılaşması, çalışma ve üretim yüzünden doğadan ayrılmasıyla başlar.” saptamasına da atıfta bulunmaktadır.
Bu yabancılaşma, kurgunun ileri safhasında farklı bir boyut kazanmaktadır. Martin Eden, Ruth’un gözünden, hayatını kazanma yönündeki
Seni
Anlatabilmek seni
İyi çocuklara
Kahramanlara
Seni
Anlatabilmek seni
Namussuza
Haldan bilmez
Kahpe yalana
Art arda kaç zemheri
Kurt uyur
Kuş uyur
Zindan uyurdu
Dışar'da gürül gürül akan bir dünya
Bir ben uyumadım
Kaç leylim bahar
Hasretinden prangalar eskittim
Saçlarına kan gülleri takayım
Bir o yana
Bir bu yana
Seni
Bağırabilsem seni
Dipsiz kuyulara
Akan yıldıza
Bir kibrit çöpüne varana
Okyanusun en ıssız dalgasına
Düşmüş bir kibrit çöpüne
Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin
Yitirmiş öpücükleri
Payı yok