Elif Sakarya

Halil'in içinde uyanan uzak bir yer özlemi, duy­gulu bir karamsarlıkla örtülüyor, olanaksız bir hal alıyordu
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Yaşamanın tüm acıları, hayalleri, umutları, hepsi birden akı­yordu. Damla damla akıyordu yüzüne...
Pu be dünya! Pu sana be! Pu senin dünyalığına! Bu dünya­ da yaşanmaz artık dayı, yaşanmaz. Sevdaymış, dostlukmuş, insanlıkmış hep hava. Hiçbir şey kalmamış; dünyada yaşanacak bir şey kalmamış dayı. Biz ne için yaşıyoruz daha. Dostluk kal­madıktan kelli, arkadaşlık kalmadıktan kelli, bağlılık kalmadık­tan kelli, daha ne var bu dünyada? Bizde yürek yok dayı, yürek. Yürek olsa, şu kadarcık bir yürek olsa çeker şakağımıza dayarız silahı; güm! Bir kurşun beynimize. En iyisi bu. Ama bizde er­keklik kalmamış ki. Dünyada da insanlık kalmamış, bizde de er­keklik kalmamış dayı, yürek kalmamış, bir şey kalmamış. Aah ah! Ah dünya ah!"
Ortada kimsecik­ler yoktu. Her şey, bu ölü yalnızlığını, bu ölü ıssızlığını soluyor­du. Çökük yüzü, uzun ağlamalardan kalmış, uzun korkulardan kalmış bir sarılık içindeydi. Bekledikçe uyanıyor gibi oluyordu. Yavaş yavaş sersemliğinden kurtuluyordu. Çevresine bakındı yeniden.
Evren, kendi içinde bir boşluk olmuş­tur. Duygusuz, düzensiz ve değerlerinden kopmuş bir boşluk. Halil'in boşluğudur bu. Yalnızlığın, umutlardan kopmanın, kı­rıklığın boşluğudur. Bu boşlukta bir Emine ve ondan kaçmaya çalışan bir Halil yaşar. Bu kaçış, bu kendi başına gecenin içine uzanan ince yol kim bilir nerelere gider!