Pu be dünya! Pu sana be! Pu senin dünyalığına! Bu dünya da yaşanmaz artık dayı, yaşanmaz. Sevdaymış, dostlukmuş, insanlıkmış hep hava. Hiçbir şey kalmamış; dünyada yaşanacak bir şey kalmamış dayı. Biz ne için yaşıyoruz daha. Dostluk kalmadıktan kelli, arkadaşlık kalmadıktan kelli, bağlılık kalmadıktan kelli, daha ne var bu dünyada? Bizde yürek yok dayı, yürek.
Yürek olsa, şu kadarcık bir yürek olsa çeker şakağımıza dayarız silahı; güm! Bir kurşun beynimize. En iyisi bu. Ama bizde erkeklik kalmamış ki. Dünyada da insanlık kalmamış, bizde de erkeklik kalmamış dayı, yürek kalmamış, bir şey kalmamış. Aah ah! Ah dünya ah!"
Ortada kimsecikler yoktu. Her şey, bu ölü yalnızlığını, bu ölü ıssızlığını soluyordu. Çökük yüzü, uzun ağlamalardan kalmış, uzun korkulardan kalmış bir sarılık içindeydi. Bekledikçe uyanıyor gibi oluyordu.
Yavaş yavaş sersemliğinden kurtuluyordu. Çevresine bakındı yeniden.
Evren, kendi içinde bir boşluk olmuştur. Duygusuz, düzensiz ve değerlerinden kopmuş bir boşluk.
Halil'in boşluğudur bu. Yalnızlığın, umutlardan kopmanın, kırıklığın boşluğudur. Bu boşlukta bir Emine ve ondan kaçmaya çalışan bir Halil yaşar. Bu kaçış, bu kendi başına gecenin içine uzanan ince yol kim bilir nerelere gider!