Kişiyi yaşatan, acılarını unutturup hayatına bir renk katan hayal gücü, umut, sevgi, bir noktada bütün güçlükleri yeniyor, insana kendi güvenini kazandırıyordu.
N'olacak be Hasan, dünyada iyilikten başka ne var oğlum?
Yarın bir gün hepimiz ölüp gitmeyecek miyiz? Elimizden gelen bir işi niye yapmayalım? Şunun şorasında hepimiz insan değil miyiz? İyilik, iyilik! Başka bir şey kalmaz geride. Ne para, ne pul, ne mal, ne mülk. Hepsi boş bunların, hepsi. Adamın yanın da yalnız iyiliği kalır, ardından da iyiliği söylenir.
Babasından çok anasına benziyordu. Onun gölgesi, onun varlığı, onun ışığı altında kuruyordu düşlerini. Düşündükçe, yüzüne baktıkça benliğini saran bir içlilik duyuyordu. Ağlamaya yakın bir yeri vardı şimdi anasının. Sevgilisiydi, dosttu, her şeydi. Sarılmak , öpmek, yüzünü yüzüne sürmek isteği güçleniyordu içinde. Damarlar, ellerinin üstündeki solgun deri, tatlı bir renge bürünmüştü. Renklerin en güzel anılarını toplamıştı ellerinde. Belki de bu sevimli görüntü aslında yoktu. Ama Remzi öyle görüyordu onu.