Genç Timaş yayınlarından okuduğumuz Alma ve Yedi Canavar için aslında basit bir anlatımla çocuklara depresyon, kaygı bozukluğu gibi ruhsal rahatsızlıkları anlatmak amacıyla yazılmış demek her ne kadar doğru olsa da yetişkin bireyleri bile etkileyebilecek anlatım tarzı ile kolay bir okuma deneyimi sunuyor bizlere.
Kitapta depresyon ve kaygı bozukluğunu Alma'nın yatağının altına saklanan, odasını ele geçirmiş "canavarlar" metaforu ile okuyoruz. Aslında cıvıl cıvıl olan, konuşmaktan keyif alan Alma'nın odasını bir gün karanlık kaplıyor ve bu karanlık o kadar güçlü ki Alma'nın ışığı artık titremiyor bile. Alma canavarları ile tanıştıkça iyice karanlığa gömülüyor. İşte kitap ile Alma'nın canavarları ile mücadelesini, tekrardan ışığını kazanmak için gösterdiği çabaya ortak oluyoruz.
Hayat hiç kimse için dümdüz bir yoldan ibaret değil. Dik yokuşlar, derin çukurlar var. Bir de sırtımıza tonlarca yük binen canavarlarımız. Bazılarımız bu canavarlar her gün mücadele ederken, bazılarımız henüz tanışmamış bile olabiliyor. Günün sonunda herkesin kendi mücadelesi kendine özgü ve değerli durumda. Herkes çabalıyor. İyi ve kötü günler var ama vazgeçmek yok.
Anlattıkları her ne kadar hüzünlü ve canavarları ile tanışmış biri için korkutucu olsa da okuması keyifliydi. Vazgeçmek yok iyileşeceğiz.
Aşırı Gürültülü ve İnanılmaz Yakın benim için çok farklı bir okuma deneyimi oldu. 11 Eylül'de gerçekleşen olaylarda babasını kaybeden Oscar'ın babasının eşyaları arasında bulduğu bir anahtarın nereye ve kime ait olduğunu, babası ile ne ilgili olduğunu araştırmaya başlaması ile başlıyor kitap. Okuması aşırı zor ve müthiş bir duygu yoğunluğu vardı. Okuduğumuz olayları küçük bir çocuğun gözünden görmek insanı epeyce içlendirip üzüyor. Sadece Oscar'ın değil aynı zamanda dedesinin, babaannesinin kendi hayat hikayelerini de okuyoruz kitapta. Karışık ve iyi takip edilmesi gereken bir anlatım düzenine sahip. Sonunda her şey birer birer çözülüyor ve Oscar'ın hissettiklerini kalbinizde hissediyorsunuz. Çok üzgünüm.
Yeşilin Kızı Anne benim okumaktan çok keyif aldığım hatta sık sık keşke bende içinde olsam yaşasam dediğim bir seri. Belki bunda dizisinin de etkisi vardır bilmiyorum ama kesinlikle çok güzel bir seri bundan eminim. Serinin üçüncü kitabında baş karakterimiz sevgili Anne'in üniversite macerasını, gençliğini, değişen Avonlea'yı okuyoruz. Açıkçası seriyi ne kadar sevsem de bazı yerlerde çok sıkıldım fakat sonu o kadar güzel ki değmiş diyorsunuz. Hemen devam kitabını da okuyacağım.
Hayaletler okurken sizi duygudan duyguya götüren, içinizde bir yerleri sarsan ve bazı kısımlar da gözlerinizi dolduran bir çizgi roman. Açıkcası okumaya başlarken hiç tahmin edememiştim böyle bir konusu olabileceğini. Çok etkilendim.
Hayaletler, kardeşi kistik fibrozis hastası olan Cat'in ailesi ile birlikte başka bir şehre taşınması ile başlıyor. Her çocuğun hissedebileceği gibi bu durumdan, arkadaşlarını geri de bırakmaktan ve hayaletler ile dolu bir yerde yaşamaktan hiç memnun değil. Aktarılan öykü, çizimler, canım Maya ve hayaletler hepsi çok güzeldi. Severek okudum.