"Bir türlü sonuna gidemiyorduk rüyalarımızın. Korkuyorduk. Korkuyordum. Hayallerinde bile korkar mı insan? Hayallerinde bile kadınlar, insanı azarlar mı? Hayallerine bile hükmedemez mi insan?"
"Bizim önümüzde ancak zahmetli ve tekrarlı bir evlilik yolu vardı. Gündüz çevremizde dolaşan bir sıcaklık ve gece yatağımızda bir rahatlık ya da gündüz, çevremizde bir rahatlık ve gece yatağımızda dolaşan bir sıcaklık uğruna bütün hayallerimizden vazgeçmemiz gerekiyordu."
"Uslu oturun arkadaşlar! Sol melek! Buyrun yüzbaşım! Bana iki tane daha, eğilenhostesinbacaklarına bakma günahı yaz. İki omzumuza paşa apoleti gibi konmuşlar albayım. Yaz bakalım: Suçumuz sevmek. İşçi tayyaresine mi binmişiz? Hayır. İşçi tayyaresi soğuk olur albayım; yolda bozulmasınlar diye tedbirmiş. Ha-ha. Günah meleği! Her 'ha-ha' için ikivirgüldört günah yaz da aklın karışsın."
"Daha kahve var mı Bilge? Bir gecede, Sevgi'nin bütün fincanları kadar kahve içmek istiyorum. Bütün ha-ha'larımı bir gecede harcamak istiyorum. Salonda at yarışları oynamak istiyorum."
"Başım dönüyor. Nasıl dönüyor? diye sormuştu doktor. Başın duruyor da, çevrendeki eşyalar mı hareket ediyor? Yoksa, sabit bir ortam içinde mi döndüğünü hissediyorsun? Felsefi bir soru. Odanın ortasında, doktorla birlikte denemişlerdi: Önce eşya durdurularak Hikmet'in başı çevrildi; sonra da eşya... İkisi de değil, demişti doktora. Utanmıştı. Bilim de dudak bükmüştü bu baş dönmesine."