Fakat, Allah kahretsin, insan anlatmak istiyor albayım: böyle budalaca bir özleme kapılıyor. Bir yandan hiç konuşmak istemiyor. Tıpkı oyunlardaki gibi çelişik duyguların altında eziliyor.
"Kızı üzmüyorsun ya Hikmet?" diye mırıldandı Hüsamettin Bey.
"Üzüyorum albayım. Sonra gidip ne diller döküyorum bilseniz. 'Neyin var canım?' filan diyorum. Daha neler söylüyorum. Gözlerine filan bakıyorum. Siz gerçekten doğru söylüyorsunuz albayım: Ben adam olmam. Ben, tek başıma yaşamalıyım; başkalarını zehirlememeliyim. Dama çıkıp ulumalıyım kurtlar gibi."
İnsanlık üzerine uzun bir tartışmaya giriştiler. "Parçayı oyun biçimine getirirsek, ayrıca yalnızlığa da bir rol vermek gerekecek albayım." Hüsamettin Bey de konuyu dağıttığını söyledi Hikmet'e. "İnsanlığın yalnızlıkla birlikte anlatılması güçtür oğlum." Hikmet hararetle karşı çıktı: Siz bilmeziniz albayım: İnsanlık tek başına kollarımda can verdi. Yanında kimseler yoktu.
"İkimiz de bu dünyanın insanı değildik. İyi kötü bir şeyler yapmağa çalıştık. Ben suçluyum: Sevgi'den farklı olduğumu gizledim. Gene de bizi yargılayanlara karşıyım. Ne yazık, sonunda haklı çıktılar. Onlara göstermeliydim. Fakat anlatması çok zor: Benim becerebileceğim bir iş değil. Neler söyleyeceklerini duyar gibi oluyorum; duymak istemiyorum. Bir fırsatı daha kaçırdık. Sevgi, kendisini ve olanları hiç anlamayacak. Ben bir şeyler yapabilseydim. Başım ağrıyor, yorgunum. Boşu boşuna denecek, boşu boşuna. İşte buna dayanamıyorum."