Ordu'nun Akkuş ilçesinde bulunan tarihi ahşap camiinden bir kaç kare paylaşmak istedim. İçeriye adım atar atmaz çok güzel bir ahşap kokusu karşıladı bizi. Kürsü, mihrap ve minbere selam verdikten sonra üst kata çıktık. Üst kattaki manzara daha güzeldi. El dokuması kilim ve halılarla kaplı zeminde attığımız her adımda adeta tahtalar ezgi mırıldanıyordu. Vel hasıl biz çok sevdik, çok beğendik. İçinde iki rekat namaz kıldık. Yolunuz düşerse ziyaret edin, namaz kılın..☺️
En büyük bela, belaya alışmaktır. Alışmayalım, Gazze'de çocukların ölmesine. Alışmayalım, masum insanların katledilmesine. Alışmayalım, ekranlarda düşen bombaları hissizce seyretmeye.
Hz İbrahim'in yanan devasa ateşine, söndüremeyeceğini bile bile su taşıyan karınca misali, safımız belli olsun..
Unutmayalım! Rabbimiz bize sadece yaptıklarımızın hesabını sormayacak. Yapma imkanımız varken, yapmadıklarımızdan da hesaba çekileceğiz.
Peygamberimize birisi sormuş: Ey Allah'ın Rasulü, bana öyle bir şey söyle ki, çok kolay olsun ama ben onu yapınca cennete girebileyim.
Peygamberimizin cevabı şöyle olmuş bakınız:
Allah'a inandım de, sonra da dosdoğru ol.
Evet dosdoğru olmak, dosdoğru bir müslüman olmak. Özünde, sözünde, işinde dosdoğru olmak, olabilmek.
Rabbim bizleri istikametten ayırmasın.
Amin 🤲
Kur'an'ı hep yanlış anladık. Duvarda asılı kalması gereken yada cenazelerde, mezarlıklarda ölülere okunan bir kitap diye düşündük. Bakın Mehmet Akif Ersoy bu konuda ne diyor:
İbret alınmaz her gün okuruz ezbere de;
Bir ibret aranmaz mı ayetlerde ?
Ya okur geçeriz bir ölünün toprağına,
Ya açar bakarız nazm-ı celilin yaprağına.
İnmemiştir hele Kur’an bunu hakkıyla bilin,
Ne taze mezara okunmak, ne fal bakmak için.
İnmemiştir hele Kur’an bunu hakkıyla bilin,
Ne duvarlara asılmak, ne el sürülmemek için.
Rabbim cümlemize anlamayı, anlayıp yaşamayı,yaşayıp yaşatmayı nasip eylesin...