Defteri açtı, sol elinin parmakları piyanonun tuşları üstünde yavaş yavaş gezindi. Teller, tiz, yüksek ezgilerle titremeye başladı. Öbürleri, derin hıçkırığı andıran bir ezgi, sonra titreyen bir ezgiler kalabalığı içinde başka bir ezgi, ilk seslere katıldı. Sağ elin parmakları altında ürkek bir kuşun ürkek sesini andıran titrek, temiz titreşimler uyandı. Büyük fırtınalardan yorulan bir denizin uyumlu dalgaları gibi kalın ezgilerin derin kararlılığı içinde o temiz ezgiler ak bir kanat oynaklığı ile çırpındı.
Sonra, acı bir uyuma boğulmuş iniltiler, bir şeyler soran çırpı- nışlar, yakınmalar içinde, acı çeken, ağlayan ağır ezgilerin boğuk, ağır dalgalanmaları o şarkıya karşılık verdi. Ara sıra, bir umutsuzluk kelimesiyle bitkin hıçkırıyor, sonra düşünüyor, yerlerde sürünüyor, kalın ezgilerin yoğun, akıcı selinde sallanarak boğuluyor, yitiyor, en sonunda ölçülü bir dizeyi bir çığlık arasında yine ortaya aynı güç, aynı kımıltısız büyük bir hıçkırık içinde ağlayan ezgiler vuruşu ile sarsılarak sönüyordu.