Çocuklukta yaşanan duygusal ihmal ve yalnızlık, bazı kişilerin ruhunda derin bir yara açar. Bu yara, kişinin kendini değersiz, sevilmeye layık olmayan biri olarak görmesine neden olur. İşte tam da bu bu noktada başlar trajik bir döngü. Travmatize olan çocuk, büyü düğünde geçmişindeki duygusal eksikliği onarmaya çalışır. Ancak bunu yaparken, yanlış bir strateji benimser. Herkesin ihtiyaçlarını karşılayarak, herkese yardım ederek, kendini vazgeçilmez ve değerli kılmaya çalışır. Bu davranış, derinlerde yatan "Eğer yeterince fayda li olursam, beni sevecekler" inancından kaynaklanır. Bu aşırı verme davranışı, bir tür duygusal yatırım gibi görünse de aslında iyileşme ye çalışan çocuğun pazarlığıdır. Kişi, şartlı sevgiyi normalleştirmiş durumdadır ve sürekli olarak "sevgiyi hak etmek" için çaba harcar. Kendini başkalarının problemlerinin çözücüsü konumuna yerleşti
rir, sınırlarını silik hale getirir ve kendi ihtiyaçlarını ikinci plana atar Ancak bu stratejinin sonuçları beklediği gibi olmaz. İnsanlar, sürekli veren kişinin kendi ihtiyaçları olabileceğini, zorlandığı a lar yaşayabileceğini unuturlar. Çünkü o, kendini hep güçlü, heçözüm üreten, hep yardımsever biri olarak tanıtmıştır. Bu durum, karşılıklılık ilkesini, yani alma verme dengesini bozar ve ilişkileri tek yönlü hale getirir. En acı verici an, travmatize olan kişinin de zor durumda kaldığı zamanlarda yaşanır. Yıllarca başkalarının yanında olan o insan, destek aradığında kendini yine çocukluğun daki gibi yalnız bulur. Çünkü çevresindekiler, ondan sürekli almaya alışmıştır. Bu durum, geçmişin travmasını yeniden canlandırır ve kişi, çocukluğundaki çaresizliği yetişkin bedeninde bir kez daha deneyimler. Böylece, iyileştirmeye çalıştığı yara, daha da derinleşir.