saerdem

saerdem
@saerdem
Kronik mutsuzlar ülkesiyiz
Hayatta kalmak ile yaşamak arasındaki farkı bilmeyen, hayatta kaldığı için şükretmeye alışmış bir topluma; yaşamak diye muhteşem bir kavram olduğunu ve hayatta kalmanın ötesinde yaşamayı talep etmesi gerektiğini, bunun en temel hakkı olduğunu anlatmak zordur.
Sayfa 135
Psikoloji
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
O herkese yardıma koşanların iç dünyası
Çocuklukta yaşanan duygusal ihmal ve yalnızlık, bazı kişilerin ruhunda derin bir yara açar. Bu yara, kişinin kendini değersiz, sevilmeye layık olmayan biri olarak görmesine neden olur. İşte tam da bu bu noktada başlar trajik bir döngü. Travmatize olan çocuk, büyü düğünde geçmişindeki duygusal eksikliği onarmaya çalışır. Ancak bunu yaparken, yanlış bir strateji benimser. Herkesin ihtiyaçlarını karşılayarak, herkese yardım ederek, kendini vazgeçilmez ve değerli kılmaya çalışır. Bu davranış, derinlerde yatan "Eğer yeterince fayda li olursam, beni sevecekler" inancından kaynaklanır. Bu aşırı verme davranışı, bir tür duygusal yatırım gibi görünse de aslında iyileşme ye çalışan çocuğun pazarlığıdır. Kişi, şartlı sevgiyi normalleştirmiş durumdadır ve sürekli olarak "sevgiyi hak etmek" için çaba harcar. Kendini başkalarının problemlerinin çözücüsü konumuna yerleşti rir, sınırlarını silik hale getirir ve kendi ihtiyaçlarını ikinci plana atar Ancak bu stratejinin sonuçları beklediği gibi olmaz. İnsanlar, sürekli veren kişinin kendi ihtiyaçları olabileceğini, zorlandığı a lar yaşayabileceğini unuturlar. Çünkü o, kendini hep güçlü, heçözüm üreten, hep yardımsever biri olarak tanıtmıştır. Bu durum, karşılıklılık ilkesini, yani alma verme dengesini bozar ve ilişkileri tek yönlü hale getirir. En acı verici an, travmatize olan kişinin de zor durumda kaldığı zamanlarda yaşanır. Yıllarca başkalarının yanında olan o insan, destek aradığında kendini yine çocukluğun daki gibi yalnız bulur. Çünkü çevresindekiler, ondan sürekli almaya alışmıştır. Bu durum, geçmişin travmasını yeniden canlandırır ve kişi, çocukluğundaki çaresizliği yetişkin bedeninde bir kez daha deneyimler. Böylece, iyileştirmeye çalıştığı yara, daha da derinleşir.
Sayfa 163
Psikoloji
İlişki, bir tür güç mücadelesi, kontrol kurma çabası veya rekabet alanı değildir. Hayatı olabildiğince paylaşmaktır. Sıcak, içten ve dürüst bir iletişim kurabilmektir. Bir ilişkide mantıklı açıklamalar duymaya değil dinlenilmeye, tavsiyeye değil, anlaşılmaya, yargılanmaya değil duygularımızı paylaşmaya ihtiyacımız var. İlişkide gerçek bir iletişim yoksa öfke vardır ve bu öfke, zamanla tüm ilişkiyi kaplayacaktır. Öfkeli veya kırgınsanız ilişkiniz için hala bir umut var demektir. "Artık hiçbir şey hissetmiyorum" diyorsanız, işte orası ilişkinizin bittiği noktadır.
Sayfa 91·Kitabı okudu
Sadelikteki bilgeliği ve derinliği anlamaya başladığınızda, tüm gereksiz kalabalığınızdan arınmak isteyeceksiniz. Bu, fakirlik övgüsü değildir. Fakirlik bir travmadır. Sadelik ise bilgeliktir. Sadeleşmek lazım. Konuşmada, düşünmede ve maddede. Zordur sadeleşmek; ancak insan bunu bir kez başardığında, tüm gürültü susar içinde, tüm kalabalık gider dışında. Artık başka bir frekanstadır. Sadeleşin. Eşya ya da insan, anlamsız ne varsa, hayatınızdan çıkarın. Duygusal açlıklarınızı daha fazla tüketerek, güvensizlik hissinizi ise biriktirerek kapatamazsınız. Unutmayın, yaşam sadeliğiyle derindir.
Sayfa 154·Kitabı okudu
O berbat kişilerin canları cehenneme
Tükenmişlik sendromu çok çalışmakla ilgili değildir. Kişinin hayatta kalabilmek için benlik saygısını yitirdiği, kendini var edemediği, sevmediği bir işte, çaresizliğinden faydalanan berbat kişilikte insanlar için çalışmak zorunda kalmasıyla ilgilidir.
Sayfa 128·Kitabı okudu