Hep şuna benzer masallarla büyüdük:
Resulullah'ın vefatından sonra dağınık haldeki "sureler-ayetler" başta Ömer'i huzursuz etti:
— "Bu iş böyle olmayacak; korkarım bu gidişle ayetler kaybolacak, başına umulmadık işler gelecek! Görmüyor musun, hafızlarımız birer birer şehid oluyor; ne olacak bu Kuran'ın hali? Derhal önlem alınmalı?"
diyerek endişesini Halife Ebubekir'e sürekli telkin ede ede en-nihayet Zeyd bin Sabit başkanlığında bir komisyon kuruldu...
"Hatta bir ara Aişe anamızın odasındaki 'Recm ayetini' keçi bile yemişti..."
"Yemame savaşında hafızlar ölünce çok korktuk; Kur'an zayi olmasın diye topladık..."
"Zeyd bin Sabit, yassı taşlardan, deri parçalarından, kemiklerden derledi... Ayrıca iki şahit zorunluluğu getirdi..."
Abdullah İbn-i Mesud:
"Felak ve Nas (muavvizeteyn) Kur’an’dan değildir; duadır onlar."(1)
Übey bin Ka'b:
"Kunut duaları, Kur’an’dan iki suredir." (2)
"Tevbe suresi Bakara kadar uzundu... Bir sabah kalktık ne görelim, hepimize unutturulmuş!" (3) vb...
Sormak lazım:
— Haşa, kainatı yaratan Allah, "Son Mesaj"ını bir keçinin iştahına mı bıraktı?
— "Yok şu ayetti, hayır o değil asıl buydu!
diyerek Kur’an’dan sure çıkaranlar... Ona sure ekleyenler" mi Kur’an'ı cem etti?
Peygamber, 23 yıl boyunca vahyi sadece "havada asılı sözler" olarak bırakıp gitti yani öyle mi?