Kuvvetli rüzgârları, tehlikeli gelgitleri olan bir yer.
Edith Hamilton Mitoloji adlı kitabında Yunanistan’ın Aulis limanını böyle anlatır. Av tanrıçası Artemis’in eski tapınağı buradadır. Truva’ya saldırıya geçmek için siyah renkli bin Yunan gemisinin toplandığı yer, Aulis limanıdır. Oysa kuzey rüzgârı esince, gemiler yelken basamamıştır. Rüzgâr günden güne şiddetini artırır ve Kral Agamemnon komutasındaki Yunan ordusunda öfke ve huzursuzluk baş gösterir. Bir kâhin, şiddetli rüzgârların nedenini açıklar. Kral Agamemnon tanrıçanın en sevdiği hayvanlardan birini, yabanî bir tavşanı öldürdüğü için Artemis hiddetlidir. Agamemnon korkunç bir kurban vermeyi, kızı İfigeneia’yı tanrıçaya adamayı kabul etmedikçe, Artemis Yunanlıların yelken basmalarına izin vermeyecektir.
Böylece Agamemnon Ahilleus’la görkemli bir düğünle evlendireceği haberini göndererek kızını çağırtır. Kızcağız düğününe değil, ölüme gittiğini bilmemektedir.
Seninle birlikte Aulis yakınlarındaki kumsallarda yürüdüğümüz gün, o şiddetli rüzgârlardan eser yoktu. Hava durgundu, deniz yeşil cam gibiydi ve ayaklarımızın altındaki kum beyaz kül kadar sıcaktı. Ah, güneşin kavurduğu kıyıda yalınayak koşuşturan Yunanlı çocukları nasıl kıskanmıştık! Güneşin soluk turist cildimizi yakmasına rağmen, o çocuklar gibi, ayak tabanlarımız meşin kadar sertleşmiş, konforsuzca yaşamayı özlüyorduk. Nasır sadece ıstırabın ve ağır yorgunluğun sonucudur.
Akşam olup hava serinlediğinde, Artemis Tapınağı’na gittik.
Uzayan gölgelerin arasından yürüyüp, İfigeneia’nın kurban edildiği sunağın yanına vardık. Bütün yalvarmalarına, “Baba, bana acı.’“ yakarışlarına rağmen, savaşçılar kızı sunağa götürür. Taşın üzerine yatırılır,