"Çünkü gerçek hayatta, iyiler ödüllendirilmez ve kötüler de öylece cezalarını bulmaz. Gerçek hayatta, her şey acı da olsa tatlı da olsa yaşanır ve unutulur.
Martin Luther’in aforoz edilmesi Kuzey Avrupa’da bir süredir kaynamaya başlayan bir hareketin katalizörüydü. Almanya, İsviçre, Hollanda ve İngiltere’de reform çağrıları yapılmıştı. Yolsuzluğun sona ermesinin yanı sıra reformcular körü körüne ve batıl inançlarla geleneği takip etmek yerine inançlarını İncil’den alan daha bilgili bir halkı savunuyorlardı. Luther’in dediği gibi; “Yalnızca onun inayetiyle, sadece kutsal metinlere dayanan safi iman yoluyla.”
Ayrılan Protestanlar inancın bu yönü üzerinde hemfikir olsa da başka birçok fikir ayrılığı vardı. Reformlar birleşik bir Protestan kilisesinden ziyade benzer inançlara sahip bir dizi farklı Protestan grubu yarattı. Bunların arasında Lollardlar ve Hussiler (ilk reformcu John Wycliffe ve Jan Hus’un takipçileri), John Knox’un Presbiteryen hareketi ve John Calvin’in (yan sayfada) katı Kalvinizm’i bulunuyordu. Yine de Protestanlık gelişti ve bugün Hristiyanların neredeyse yüzde 40’ı Protestan kiliselerinin mensubudur.
Arm'dan bir parça bile kalmayana kadar alıyor ve alıyorlardı. Bunun sebebi, Arm'ın sevilmeyi ve kabul görmeyi çok istemesiydi. Bunu çaresizce arzuluyordu, bu yüzden de ne babasına ne de kardeşine karşı çıkabiliyordu. Tam da bu yüzden, kendinden nefret eder olmuştu. Acizce oradan oraya savrulmaktan da nefret ediyordu.
“Bu konum, çoğu kendini bilmez insanı zehirleyecek kadar güçlüydü. Onun küçük bir adam olduğuna böylece emin olmuş oldu. Yetki ile zehirlenmek ancak kabiliyeti zayıf ve başka sunucak bir şeyi olmayan sefil ruhlara özeldi.”