Akşam karanlığı çöküp de ancak yatsıya kadar Tiryâki Çarşısı'nın kahvelerinde yârenlik eden civar halkı bir kere evlerine dağıldı mı, mektepleri, medreseleri, câmileri, mescitleri, dükkanları, evleri ile kpca Süleymaniye soyunmaya vakit bulamadan uyuya kalan yorgun bir han yolcusu gibi, gözlerini yumar ve gökyüzü, İstanbul'un diğer semtlerini olduğu gibi, burayı da yıldızdan gözleriyle derin derin seyre dalardı.
Akşam karanlığı çöküp de ancak yatsıya kadar Tiryâki Çarşısı'nın kahvelerinde yârenlik eden civar halkı bir kere evlerine dağıldı mı, mektepleri, medreseleri, câmileri, mescitleri, dükkanları, evleri ile kpca Süleymaniye soyunmaya vakit bulamadan uyuya kalan yorgun bir han yolcusu gibi, gözlerini yumar ve gökyüzü, İstanbul'un diğer semtlerini olduğu gibi, burayı da yıldızdan gözleriyle derin derin seyre dalardı.
"Kalbin kararması; 'ilahi varlıkla insanın arasına mesafe girmesi' olarak tarif edilmiş....
"Uzaklaşmak' veya başka bir tabir değil de niçin 'kararmak kelimesi kullanılmış?" dersek...
Kalbin, aynaya benzetildiği bir metafor vardır... Cenâb- Allah'ın sadece insanın kalbinde tecelli edeceğine ve bu sebeple o aynanın yaratıldığına inanılır. Cenâb-ı Allah'ın tecelli edebilmesi için de o 'aynanın parlak olması' şartı getirilmiştir
Kalbe giren Allah'tan gayrı her şey 'is, leke ve toz' olarak adlandırılır... Allah'tan gayrı şeylere duyulan 'sevginin, isteğin şehvetin ve arzunun' o kalpte yer bulmasıyla aynanın kirleneceği ifade edilir. Bir manada, kalpte Allah'tan gayrısının bulması ve kalbin bundan tatmin olmasıyla ayna, yani kalp kirlenmiş olur.
O kirlenmeyi de 'kararma' ile ifade ederler ki o zaman kalk ışık bile düşse, ayna o ışığı yansıtamaz. Çünkü artık ayna olma vasfını kaybetmiştir...
Ayrıca, o kalpten herhangi bir ışık yansımadığı için de böyle bir kalbe ışığın düşüp düşmediğini bilmiyoruz. Belki Rahim belki de Rahmân sıfatıyla bütün insanlara sürekli olarak Işık düşüyor ama ışık yansımadığı için ne insanın kendisi fark ediyor ne de diğer insanlar."