Hiçbir şey istemiyor, hiçbir şey ummuyordum. Hiçbir şeyden korkmuyordum. Bu yüzden özgürdüm. Çünkü yaşamımız boyunca bizi köleleştiren isteklerimiz, umutlarımız, korkularımızdır.
Tüm dünya avucumun içindeydi sanki. Büyüyor, genişliyor gibi geliyordu bana; güneş de eskisinden çok daha parlaktı. Çevremdeki her şey, tuvaletin önündeki sabah kuyruğu bile parlak bir ışıkla çevrelenmişti şimdi. Otobüsteki insanların gözleri artık sarı ve donuk bakmıyor, tersine yeni bir ışıkla parlıyordu. Aynaya baktığımda gözlerim iki mücevher gibi pırıl pırıl parlıyordu. Bedenim tüy gibi hafifti, bütün gün yorulmadan ya da uyuma gereksinimi hissetmeden çalışıyordum.