Büşra

Büşra
@sahildebusra
peace.
"Bir balona şekil veren hava gibi, benim de hayatıma şekil verecek bir şeye gereksinimim var. Şu anda bunun ne olabileceğini bile bilmiyorum, belki ancak sevgi diye tanımlanacak bir şey."
Sayfa 21·Kitabı okudu
Reklam
7/10
·128 syf.··
2024 2. kitabı
·
22 günde okudu
·
Okunma: 12 Ekim 2024 15:03
Ana karakter Zebercet üzerinden yazılan aslında küçük ama çok büyük bir kitap. Zebercet bunca rengin, duygunun, dokunun olduğu bir hayatta yapayalnız. Birçok duygudan yoksun. Ne hissetmesi gerektiğini bilmiyor, bu duyguların varlığını bile bilmiyor belki. Ailesinden ona bir hayat kaldı ve o da onu yaşıyor. Ama aslında yaşayamıyor. Yaşamak için zihnindeki karakterlerle konuşmalı, onlarla zihninde yaşamalı. Hatta fantezilerini yaşamalı o karakterlerle. Çünkü Zebercet'in gerçek yaşantıda bunu yaşamayı isteyebilecek cesareti bile yok. Zebercet kendine güvenin bile ne olduğunu bilmiyor. Çünkü hayatı boyunca büyüklüğünden bağımsız "bunu ben yaptım lan!" diyebileceği bir şey yok. Çünkü o sadece ne yapması gerektiğini bilen biri. Ne yapmak istediğini bilmiyor. Öylesine kendinden soyut ki bedeni ve ruhu birbirine yabancı. Hiç arkadaşı yok. İletişime geçip iki güzel laflaşabileceği ( ki zebercet zaten bunların ne demek olduğunu da bilmiyor ama bu konuda çevresinden de bir artısı olmamış.) birileri yok. Ve Zebercet'in tek zevk aldığı şey cinsellik. Kiminle yaşadığının da bir önemi yok. Tek zevki üzerine haliyle çok fazla düşünüyor. Öyle çok düşünüyor ki... Sürekli aklında. Ve çevresinden gördüğü her hareketi ona yorumlayabiliyor. Neyse. Zebercet dehşet sıkıntılı bir tip ve midemi bulandırdı. Zebercet gibileri kimseye denk gelmez umarım.
Anayurt OteliYusuf Atılgan · Can Yayınları · 202337bin okunma
Çok zeki ve duyarlıydı, bu iki özelliğin bir kadında birleşmesi, onu çoğu zaman felakete götürür.
Sayfa 5·Kitabı okudu
Sonuçta, insanlara pazarlayabileceğim birkaç özelliği, birkaç kurumsal başarıyı, gene kağıt peçeteler gibi diyeceğim, üst üste koymuştum. Oysa gerçekte ben, bunalımdan bir türlü kurtulamayan, hiçbir düşünceye, inanca ya da insana bağlanamayan, sü­rekli huzursuz, karamsar ve yapayalnız biriydim. Yaşama coşkumu çoktan kaybetmiş, belki de hiç kazanamamıştım. Bana kalırsa, kişisel tarihimin tek bir teması vardı; hayal kırıklığı. Ağır aile baskısı ve şiddetle dolu geçen çocukluk yıllarım, dünyayı, acı çekenler ve çektirenlerin bulunduğu bir savaş alanı gibi algılamama neden olmuştu ve sanırım haklıydım da. Emekleme çağımdan beri, sadece zeki ve başarılı olduğum sürece sevgi - ya da "sevgi" diye adlandırılan bir şeyi göreceğimi öğretmişlerdi bana, ama hiç kimse, sevmeyi nasıl başaracağımı öğretmemişti. Hayatıma girenler de, bir yandan beni pohpohlarken, bir yandan da burnumu alabildiğine sürtmeyi görev edinmişlerdi.
Yaşadıklarım, o her biri elmas değerindeki anlar su damlaları gibi kayıp gitti avucumdan.
Reklam