Anlatmayı bırakalı uzun zaman oldu. Özlem ve sevginin bir olduğu sayamadığım bir günün daha içindeyiz. Bazen durup düşünüyorum da bu günler geçerken bizi de alıp götürmüş. Duygusuzlaşmış, yok olmuşuz. Sevmemiş, sevilmemişiz. Işığın olduğu yolda yürümek isterken karanlığa tutulmuşuz. Bugün o sokaktan geçerken yine hatırlıyorum ve yine nefret ediyorum senden benden aldıkların için. Nefret çok ince bir şey biliyor musun? Sevgi nefrete çok kolay dönüşebiliyor. Sevgimin nefrete dönüştüğü yıllarda yoktun fakat olmanı isterdim. O günlerde olmanı ve görmeni isterdim. Bak ve hisset derdim bir insanı mahvetmek ne demek. Yok ettiğin insanın gözlerine bak isterdim. Yok olduğum gözlerime bak ve inan bu gözlerin bir daha sana sevgi ile bakmayacağına. Öyle bir inan ki kimse yok edemesin bu inancı. Ve sende her gün biraz daha yok ol beni yaktığın ve yok ettiğin gibi. Bir insandan robot yarattığın gibi sende yok ol. Cehennemin çukurları açık olsun sana. Her gün, her salise tekrar tekrar yan. Yan ki hisset gerçekleri. Yan ki elbet bir gün pişmanlık duyasın. Duyacağın pişmanlık öyle güçlü olsun ki, bu pişmanlık yüreğini kör etsin. Kalbin her atışında benim adımı sayıklasın ki benim sana bakışlarımı unutma. Duyguların tam karşına dikilsin güçlü bir düşman gibi. Yok etsin o düşman seni ama bir anda değil günden güne. Her gün azar azar ölmeni diliyorum. Zehrim yavaş yavaş girsin vücuduna. Zehir ki vücuda girdiğinde tüm organları bitirir, yavaşça acı vererek. Kıvranarak öldürür. Ben o zehri sana öyle bir vereyim ki acıdan kıvranasın. Belki bunu hiç okumayacaksın ama sırf bu yüzden bunu evrene de iletiyorum. Senden önce evren duysun sesimi. Evrende kaybolsun ve o kaybın içerisinde ulaşsın sana sesim. Gün gelirde okursan bu yazdıklarımı, sana olan nefretim vursun yüzüne. Öyle bir hale gel ki