Tâbiîn’in ardından gelen tebe-i Tâbiîne, yani sahabileri bizzat görememiş olup ancak sahabileri gören Tâbiîne yetişenlere, onların en büyüklerinden biri olarak Hasan-ı Basrî dermiş ki:
“Yetmiş Bedir gazisine yetiştim... Siz onları görseydiniz deli sanırdınız; onlar da sizin iyilerinizi görselerdi artık ahlâkın kalmadığına hükmeder, kötülerinizi görselerdi bunların Hesap Gününe bile inanmadıklarını söylerlerdi.”
Halbuki benim hafızamda nedense “Siz onları görseydiniz deli sanırdınız, onlar sizi görseler deli derlerdi” diye kalmış bir sözdü bu. Doğru okuduğum halde hâfızamdan zamanla eksilmiş muhtemelen. Yahut, belki böyle duyduğumdan...
Dün iki farklı mekânda iki farklı tatta iki aşure ikramına mazhar oldum. Birincisi çalıştığım kurumda, meşhur bir marka tarafından yapılmış, görsel ve sunum açısından muhteşem bir aşure tatlısı idi. Ama fabrikasyon olduğundan mıdır bilemiyorum pek tadı tuzu yoktu. İkincisi ise komşumuzun ikramı ev işi sade bir aşure tatlısıydı. Ama tadı, kokusu ve en önemlisi de içtenliğin bir işareti olmasıyla harikaydı.
Asr-ı Saadetin büyük olaylarına odaklandığında gözün göremediği nice hadise vardır ki, o büyük olaylara nisbetle öyle görülür durumda olsalar dahi, içerdikleri ders ve ibretler dolayısıyla onları küçük diye nitelemek insana ağır gelir. Çünkü Asr-ı Saadetin hadiseleri içerisinde bir hikmet ve hakikat dersi içermeyen tek olay ve tek kare yoktur. Lakin daha büyük olaylar içerisinde, nicesi ya hiç görülmez yahut daha kolay unutulur.
Müslüman kimliği taşıyan güzel insanların yaşayışlarıyla sergiledikleri güzel örnekliğin tarih boyu hidayet vesilesi olmasına karşılık, Müslüman kimliği altında İslâm’a yakışmayan kaba haller sergileyen başkaca kişileri ‘Müslümanların örneği’ olarak tanıdığı için İslâm’a gelememiş insanların sayısını da merak ediyor insan.