Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İslam’ın bilimsel başarılarının, ilk devir kaynaklarının yeniden ortaya çıkarılmasından ibaret olduğu da sanılmamalıdır. Müslümanlar insanlığın geçmiş mirasını yalnızca devralmakla kalmamış, mirası geliştirmiş ve hatta hatalarını düzeltmiştir.
Elbette Batı, biz Müslümanlara daima güzel insanlık idealleriyle gelmemiştir. Aksine, çoğu zaman sömürgecilik, işgal, yağma ve boyunduruk altına alma gibi insanlık dışı eylemlerle de gelmiştir. Problemin bir yönü elbette budur. Bir silahın namlusunun ucunda sunulan değerleri beğenip kabul etmeniz elbette çok güçtür. Ve Batılı güçler dar çıkarlarına hizmet eden emperyalizmleriyle, savunuyor gibi göründükleri yüksek insanlık değerlerine defalarca ihanet etmişlerdir. Bu yönüyle Batı’nın ikiyüzlülük tarihini ne kadar eleştirsek azdır.
İslam dünyasında tercüme edilen Yunan felsefi mirasından etkilenen ilk grup, Mu’tezile oldu. Ancak bu etkilenme “öz ve içerikten çok, metot ve teknik bakımındandı.” Bu nedenle Mu’tezile âlimleri filozof değil, mütekellimûn (kelamcı-teolog) idi. Ancak İslam’ın ilk dönemindeki bu iki fikri geleneğin ortak yönü, vahiyden bağımsız hikmet kaynağı olarak insan aklını savunmalarıydı. Bu nedenle kısa sürede aynı kefeye konacak ve hakiki dinin sapkın dalları olarak sonsuza kadar gayrimeşru ilan edileceklerdi.