Sevgi, sevilen insanın fiziksel varlığının çok çok ötesine geçer.Sevgi en derin anlamını, kişisel tinsel varlığında, iç benliğinde bulur.Sevilen kişinin gerçekte orada olup olmaması, yaşayıp yaşamaması, bir anlamda önemli olmaktan çıkar.
Nihilist bir dönemden geçiyoruz; sadece ben ve çevrem değil, herkes böyle. Kimse hayatından memnun değil.Herkes derin bir huzursuzluk içinde kıvranıyor; daha iyi bir hayata ulaşmak istiyor ama o yeni hayatın ne olduğunun da farkında değil.Tarifi yok; dolayısıyla toplumun mitolojisi ve ideali de yok.Bu yüzden bir nehrin suları bizi önüne katmış götürüyor.İnsanlar akıntıdan kurtulmak için kıyıdan sarkan dallara tutunmaya çalışıyorlar.Kimi din adına tutunuyor, kimi milliyetçilik, kimi Kürtçülük; kimi ise nihilizme gömülüyor.
İnsan kendi adını on kez üst üste söylediğinde bile yabancılaşıyordu da, doğumundan ölümüne kadar taşıdığı ''ben'' bilincine, ya da "kendi" damgasına niye yabancılaşmıyordu?