"ismini bir türlü koyamadığım bir öyküm var. Bugün burada sizlerle bu öyküyü tanımlamaya çalışacağım. Birini gerçekten görmek tam anlamıyla ne demektir ? Nasıl olur bu eylem.
yüzeysel bir görüşten bahsetmiyoruz aman, sakın! Derinliği görmekten, uzakları işitmekten bahsediyoruz. Mütemadiyen denetlendiğimiz, deneyimler kazandığımız bu hayatın , karşımıza çıkarttığı insanları inceleyelim istiyorum biraz, dönüp bakalım ve anlamaya çalışalım, gerçekleriyle, kusurlarını , acılarını gördüğümüz kaç kişi tanıyoruz? Acılarımız anlaşılıyor mu birileri tarafından, görülüyor mu en ücra yerlerde de olsak. hissediliyor muyuz ötelerden?
bilakis, anlaşılmamak mı yıkıyor en çok bizi.
Hiç tanımadığınız , hakkında hiçbir şey bilmediğiniz birinin yüreğini gerçekten görebilir misiniz? yargısız infazlara ne kadar açık bir kutusunuz. Ne güzel birilerini görüp, anlamışım.
Birileri beni de görüyor mu ben birhaberken.
Hiç görülmemiş bir insansanız eğer; büyükçe bir orman içinde devrilen, en büyük, o koca ağaç , siz oluyorsunuz. Onu gören veya duyan biri olmadığı sürece, o ağaç gerçekten devrilmiş midir? Belki devrilmiştir.
Ama ağacın tekrar yeşerebilmesi için , onun nasıl devrildiğini birinin gördüğünü bilmesi gerekir."
Görülememek her türden hastalığa teşviktir.
Bu görülmenin öyküsü. Hayatı boyunca salt görülmek istemiş olan şairin öyküsü.
Hoşça kalın"
-Melek Arslan