Ölümü düşünmek ve dua etmek. Buna hâlâ ihtiyaç duyanlar var ve çanlar da onlar için çalıyor.
Benim artık buna ihtiyacım yok çünkü her an ölüyorum ben ve hiçbir anıya sahip olmadan yeniden doğuyorum: bir bütün olarak yaşıyorum ama artık kendi içimde değil, dışarıda olan her şeyin içinde.
Hiçbir ismim yoktu. Bugün, dünkü ismime ait hiçbir anım olmadığı gibi, yarın da bugünkü ismime ait hiçbir anım olmayacaktı. Eğer isim bir şey ise; eğer isim, bizim dışımızda bize verilmiş tüm şeylerin bizde biçim bulduğu bir kavram ise ve ismin olmadığı yerde herhangi bir kavram da şekillenemiyor ve ismi olmayan şey içimizde adeta kör, belirsiz ve tanımlanamaz kalıyorsa öyleyse o insanların karşısında taşıdığım isim, onların gözündeki dış görüntümün alnına bir mezar taşı yazısı gibi kazınsın ve sonra onu rahat bıraksınlar, bir daha da kimse onun hakkında konuşmasın. Zira mezar taşı yazıları da bir isimden başka bir şey değildir. Ölülere özgü bir şeydir. Yolun sonuna gelmiş kişilere. Oysa ben hayattayım ve yolun sonuna gelmedim. Hayat son bulmaz. Hayat isimleri de bilmez. Bu ağaç yeni açan yapraklarının titreyen nefesidir. İşte ben de bu ağacım. Bugün ağaç, bulut; yarın kitap ya da rüzgar: okuduğum kitap, içtiğim rüzgâr. Her şey dışarıda, serseri gibi dolaşıyor.