Bir gün Auckland sahilinde yürüyüşe çıktım ve gördüklerimi düşündüm-ilk defa gitgide hızlanan toplumumuzun mantığına doğrudan kafa tutmuş bir yere gitmiş olduğumu fark ettim. Bizi daha hızlı yürümeye, daha hızlı konuşmaya, daha çok çalışmaya iten bir kültür
içinde yaşıyoruz; üretkenlik ve başarının kaynağının bu olduğu öğretiliyor bize. Oysa buna hayır diyen, "Biz yavaşlayacağız, dinlenme
ve dikkate daha fazla yer ayıracağız," diyen bir grup insan vardı burada.
Uzun tren veya otobüs yolculuklarında altı saat boyunca hiçbir şey yapmadan pencereden bakan birini görünce kafamı uzatıp şöyle diyesim
geliyordu:"Kusura bakmayın, rahatsız ediyorum. Üstüme vazife değil ama sormak istedim, ömrünüzün sınırlı olduğunun, ölüme doğru geri sayan saatin sürekli işlediğinin, hiçbir şey yapmadan geçirdiğiniz şu altı saatin hiç geri gelmeyeceğinin farkındasınız, değil mi? Ölünce de sonsuza dek ölmüş olacağınızı biliyorsunuz, değil
mi?"
"İyi bir hayat için yanlış olan şeyleri hayatınızdan çıkarmak yeterli değil," diyor Mihaly. "Olumlu bir hedef de gerekiyor; yoksa devam etmenin anlamı kalır mı?"