İnsanlar hiçbir zaman, günümüz gelişmiş toplumlarındaki gibi böyle sessiz ve hijyenik ölmediler ve yalnızlığı bu kadar teşvik eden toplumsal koşullarda yaşamadılar.
Çok uzun zamandır okullar, rekabet devletinin çeşitli testlerde yüksek puan alan ‘fırsatçı birey’ talebini karşılamak üzere iş görüyor. Vurguyu yeniden ahlakın üzerine çekmeliyiz. Geleceğin vatandaşlarına, kendi menfaatlerine hizmet edebileceği için değil, doğru olduğu için doğru olanı yapmayı öğretmeliyiz.
Nihayetinde ahlak, soyut bir zihin oyunu değil, pratik bir iştir. Eylemde bulunmak ve eylemde bulunmaktan imtina etmektir. Etik eylemleri mümkün kılan itidalli bir ahlaki karakter; iyiye sevindiğimiz, kötüden korktuğumuz ve yanlış bir şey yaptığımızda suçluluk duyduğumuz, iyi terbiye edilmiş bir duygusal hayat gerektirir.
Alçakça hesaplar ya da sıradan yaşamların akılcı bakışı kaosumun hazlarına, işkencelerine gölge düşürmemeli; son sevinçlerimle son umutsuzluklarımın trajik tadını kaçırmamalı.