Ruhani otorite olarak adlandırılan her şeyi, bütün törenleri, ritüelleri ve doktrinleri sadece aklımızda değil, gerçek hayatta da tamamen reddedersek, tek başımızayız ve şimdiden toplumla bir zıtlaşma içine girmişiz demektir; artık saygıdeğer insanlar olduğumuz günler geride kalmıştır. Saygıdeğer bir insanın o sonsuz, sınırsız gerçekliğe yaklaşması mümkün değildir.
Böylece tamamen yanlış bir şeyi -geleneksel yaklaşımı- reddederek bir başlangıç yapmış bulunuyorsunuz ama onu sadece tepkisel olarak reddederseniz içinde kısılıp kalacağınız başka bir kısırdöngü yaratmış olursunuz; aklınızdan bu reddedişin çok iyi bir fikir olduğunu geçirir ama bu konuda hiç bir şey yapmazsanız, o noktadan ileri gidemezsiniz.
Birazcık zevkten mahrum bırakılınca neler olduğunu hiç gözlemlediniz mi? İstediğinizi elde edemeyince telaşlanır, kıskançlaşır, kindarlaşırsınız. İstediğiniz her neyse onu yapma zevki sizden esirgendiğinde içten içe ne mücadeleler verdiğinizi fark ettiniz mi? Bütün bu yaşadıklarınız da bir çeşit korkudur, değil mi?
İstediğinizi elde edememekten ya da elinizdekini kaybetmekten korkarsıniz. Yıllardır tutunduğunuz bir inanç ya da ideoloji, mantık ya da hayat tarafından sarsılınca ya da sizden koparılıp alınınca, tek başınıza kalmaktan korkmaz mısınız?
O inanç size yıllarca memnuniyet ve zevk vermiştir ve elinizden alındığı zaman terk edilmiş ve bomboş bir halde kalakalırsınız ve siz başka tür bir zevk, başka bir inanç buluncaya değin o korku içinizde kalır.
Bence bu çok basit bir mesele ve bu kadar basit olduğu için de basitliğini görmemekte ısrar ediyoruz. Her şeyi zorlaştırmayı seviyoruz. Karınız bir başkasıyla ilgilense kıskançlık hissetmez misiniz? Kızmaz mısınız? Onu cezbeden erkek ten nefret etmez misiniz? Bütün bunlar size zevk, arkadaşlık, güven ve sahiplenmenin memnuniyetini vermiş olan bir şeyi kaybetme korkusundan ibaret değil midir?
Zevk arayışının olduğu yerde acının da olacağını anlıyorsanız, isterseniz o şekilde yaşayın ama o hayata bilinçsizce dalmayın. Ama eğer zevke son vermek istiyorsanız, ki bu aynı zamanda acıya son vermektir, zevkin yapısına tüm dikkatinizi vermelisiniz; keşişlerin ve sannyasilerin(gezgin hindu dervişler) yaptığı gibi günah olduğunu düşündükleri için hiçbir kadına bakmayarak ve bu şekilde kavrama kabiliyetlerini yok ederek zevki kesip atmamalı; zevkin bütün anlamını ve önemini görmelisiniz. O zaman hayatınız büyük bir sevinçle dolar.
İyilik ancak ferah bir yerde çiçek açabilir, tıpkı erdemin ancak özgürlük ortamında çiçek açabildiği gibi. Siyasi açıdan özgür olabiliriz ama içimizde özgür değiliz, bu yüzden de orada ferahlık yok. Hiçbir erdem hiçbir değerli özellik insanın içinde bu ferah alan olmadan görevini yerine getiremez ve büyüyemez.
İlk bölümü güzeldi açıkçası. Sonraki bölümlere doğru yazar sanki çalakalem bi şeyler karalamış gibi. Birçok temelsiz ve keyfiyet üzerine kurulu argüman vardı.
Vermeye çalıştığı mesajın ağırlığı bana hint dizlerindeki yüksek sesli arka plan müziklerini anımsattı. Hint kültürünün sahip olduğu bu yoğunluk dizilerinde filmlerinde olduğu gibi edebiyatında da mevcut olduğunu farketmiş oldum. En sevdiğim bölümü ise şuydu: Bilinenden kurtulmak sadece zihnen bir reddediş değildir. Gelenekleri dogmaları zihnen reddetmek sadece bir başlangıçtır. Asıl reddediş fiilen bir reddediştir. Ve artık fiillere yansıyan bu değişim çevrendeki saygınlığını kaybetmekle sonuçlanır.