Kader savaşı vereceklerinin idrakinde olan Esat Paşa, Müttefiklerin gücünü biliyor, zaman zaman ümitsizliğe düşüyordu. Fakat kendisini çabuk toparlıyor, "Rabbim dilerse, her şey olur" diyerek ümidini tazeliyordu. Zira O, savaşı yönetmenin, sadece bedenleri değil, ruhları yönetmek olduğunu gayet iyi biliyordu. Moralini yitirmiş bir kumandandan daha çaresiz kim olabilirdi?...
Bazı günler görünen güneş, ufukları genişletiyor, emsalsiz güzellikleri gözlerinin önüne seriyordu. Sessiz, ayak değmemiş koylar, tertemiz deniz, hafif tepeciklerle uzayıp giden Gelibolu yarımadası, çam kokularını koynunda barındıran Anadolu yakası onu büyülemiști. Neden buralarda savaşların yapıldığını, destanların yazıldığını șimdi gayet iyi anlıyordu.
Halbuki Amiral Carden, gece gündüz çalışıyor, ne mümkünse yapıyordu. Hatta bu aşırı gayret sağlığını bozmuştu. Boğaz'ı geçen, İstanbul'u Türklerden alan komutan olmak hayalinin onda yüce bir tutku haline gelmesi, onu ayakta tutuyordu.