• Hey sen sana da günaydın.... 😊
  • sana da günaydın.
  • Şimdi saat sensizliğin ertesi
    Yıldız doğmuş gökyüzü ay-aydın
    Avutulmuş çocuklar çoktan sustu
    Bir ben kaldım tenhasında gecenin
    Avutulmamış bir ben...
    Şimdi gözlerime ağlamayı öğrettim
    Ki bu yaşlar
    Utangaç boynunun kolyesi olsun
    Bu da benden sana
    Ayrılığın hediyesi olsun...
    Soytarılık etmeden güldürebilmek seni
    Ekmek çalmadan doyurabilmek
    Ve haksızlık etmeden doğan güneşe
    Bütün aydınlıkları içine süzebilmek gibi
    Mülteci isteklerim oldu ara sıra, biliyorsun...
    Şimdi iyi niyetlerimi
    Bir bir yargılayıp asıyorum
    Bu son olsun be.. bu son olsun!
    Buda benim sana
    Ayrılırken muazeretim olsun!
    Şimdi saat yokluğunun belası
    Sensiz gelen sabaha günaydın!.

    Ahmet Kaya/ Ayrılık hediyesi🎶
  • Günaydın Roza

    Günaydın
    İyi günler
    Ben ve sen
    Kuş uçuşu
    Üç bin kilometre uzağız
    Ama, hayatımız
    Bedenlerimizden daha yakın.

    Sesim sana ulaşmaz, biliyorum
    Bu sabah vaktinde
    Bu şirin vakitte
    Sesimi al
    Ki diyeyim:
    Rüyada günaydın
    Düşte iyi günler.

    Yavaşça gözlerini aç
    Tatlıca esneme
    üstüne esneme
    Dağıt bedenine
    Ve yavaşça
    Hatırla ki
    Bu çağıldayan seda dalgalarıdır
    Kıtalar ve okyanuslar üzerinden
    Duyumsa
    Kederle
    Çıkmış

    Bu yeni haber değil
    Bu duyurmadır
    Bu bildiridir, yüreğimden
    Yüreğim
    Ateş çeşmesi
    Yüreğim
    Aşk yayı.

    Dünya haritasını önüne aç
    Kuzey yönüne bak
    Göreceksin
    Kara parçası
    Kartal gagası gibi
    Atlantik’e uzanmış
    Baş,
    İçi geçmiş buz deryası
    Ve kalbi
    Güneş yolu dışında kaşınıyor
    A...
    Ha!
    İşte orada,
    Yalnız yüreğimin yuvası.

    Gül dalında
    Kır çiçeği vadisinde güzeldir.
    Sudan çıkınca
    Balık
    Ölür
    Doğrudur,
    İnsan insan demiş
    Balık da balık...
    Biz
    Ne balık ne gül, ne de kır çiçeği
    - İyi bir gözle
    bakıldığı zaman -
    Biz de
    Kültür ve toplum yuvamızdan
    Uzaklaştığımız zaman
    Onlardan çoğu
    Sıra dışı değil

    Ben
    Ne kavak ağacının dalı
    Ne de meyve dalı
    Köksüz yeniden yeşerirsen
    Yeniden toprağa kök salan ben.

    Sen öyle
    İyi bir gözle
    Çıplak bir mantıkla
    Sözlerime bakma.

    Çamurum,
    Tarihsel bir kültürün çanağında
    Binlerce yıl
    Yoğrulmuş
    Ve közde pişmişim
    Çok
    eskiden
    ulus
    olmanın

    Ve ben
    Zerdüşt’ten çok
    Yüzyılımdan
    Daha canlıyım.

    Yabancılık zordur, Roza
    Yabancılık,
    Kudurmuş bir kâbustur, yüreğinin üstünde insanın
    Ve yalnızlık
    Temiz bir damla gibi
    Büyük Okyanus’ta
    Bir başına:
    Kaybolmaksızın,
    Boğulmaksızın
    Yaşamak...

    Ey kan dalgalarının içindeki ısı!
    Donma
    Buz tutma
    Bir ân olsun dinlenme
    Kayna
    Köpür
    Dolaşımını oyalama
    Haberin olsun
    Senden
    Haberin olsun.

    Vatanım için, vatanımdan uzağım
    Vatanım için sürgün ve yalnızım
    Vatanım için,
    Buralarda sıkıntıdayım.

    Ey ayın yankısı
    Ki şimdi
    Serabı Dicle’de
    Fırat’ta parıldıyor
    Ya da bir peri gibi oynuyor
    Van gölünün üzerinde
    Ve ey Diyarbakır’ın siyah taşı
    Ki şimdi
    Güneşinin önünde parıldıyor:
    Siz bilmiyorsunuz yüreğim
    Nasıl size bağlı,
    Sizin özleminizle nasıl çarpıyor
    Nasıl ufalıyor
    Her çarpışında.

    Roza!
    Güzel
    Tatlı
    Hür düşünceli
    İrademin önündeki aydınlık
    Neşem , başarım
    Ama
    Bir gecelik gelin
    Damatla uyuyamayan:
    Öp yanağımdan
    Yeşil ela gözlerinle
    Yıldızlarımız
    Bir bir
    Ve günü karşılamaya çık
    Sabah vaktinde
    Söyle:

    “Ey eski dostumuz
    Umut katığımız!
    Ne zaman gülümseyeceksin bize?
    Ne zaman bizimle
    Sonuca varacaktır?”

    Roza!
    Mayhoş, aşkım
    Güzellik neşe senin için
    Günaydın
    İyi günler
  • sana da günaydın 😊🤗😀

    https://youtu.be/Z8L2ZwYlXZY
  • Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içindeeee
    Eslem'le Esila adında ikiz kız kardeş varmış.
    Adı Eslem olan, bir ipek böceğini andırırmış. Narin mi narinmiş. Eli yüzü kuş üzümü gibiymiş. Esila'nın yanında biraz zayıf kalırmış. Esila ise bir kabak çekirdeğini andırırmış. Taraklı ayakları, pofidik yanakları varmış. İkiz olmalarına rağmen aradaki kilo farkından dolayı rahatlıkla ayırt edile biliyorlarmış.
    Henüz ilkokul birinci Sınıfı okuyorlarmış.
    Bir gün okula giderken, yol kenarında gördükleri bir satıcı dikkatlerini çekmiş.
    Satış yapabilmek için bağıran amcanın yanına gitmişler. Babalarını zor ikna etmişler. Babaları okula gecikmelerini istemiyormuş. Ama kızlarını da kıramamış. Satıcı amcanın yanına gittiklerinde bir sürü satılık kuş görmüşler. Eslem biraz çekingen davranmış. Esila ise tam aksine babasının ellerini silkeleyerek "N'olur bize kuş al babacığım" diye huysuzlaşmış. Babaları onlara söz vermiş. "Şimdi okulunuza gidin. Akşama kuşlarınızı evde bilin." demiş. Kızları okula bırakıp verdiği sözü tutmuş. İki tane kafes, iki tane kuş almış.
    Akşamı iple çekmiş Esila. Eslem pek umursamamış. Akşam olup eve geldiklerinde Esila mutluluktan deliye dönmüş. İlk işi kuşuna bir isim koymak olmuş. Babasına teşekkür etmeyi unutmamış. Babası ismini sorduğunda "putput" demiş. Esila çok mutlu olmuş.
    Eslem ise biraz farklı bakmış bu olaya. "Baba" demiş "izin verirsen ben kuşumu gökyüzüne bırakmak, onu memleketine göndermek istiyorum." Demiş. "Peki" demiş babası. "Yarın uçurup, uğurlayalım" diye anlaşmışlar. Babalarından bir masal dinleyip uykuya dalmışlar.
    Yeni güne neşe içinde uyanmışlar. Esila putputun yanında almış soluğu. "Putputum, günaydın" diye seslenmiş. Eslem'de ise ayrı bir heyecan varmış. Özgürlüğüne kavuşturacakmış kuşunu. Almışlar kafesi ellerine çıkmışlar balkona. Binanın en üst katında oturuyorlarmış. Gökyüzüne yakın sayılırlarmış. Eslem kuşu biraz korkarak eline almış. Sessizce birşeyler mırıldandıktan sonra kuşu usulca salmış. Babası merak etmiş. "Eslem'ciğim söylediklerini benimle paylaşır mısın?" demiş. Eslem babasının kulağına eğilip "sır olsun ama" demiş gülerek. Babası göz kırpmış. "Merak etme, aramızda!" demiş.
    Eslem; "Babacığım gökyüzüyle konuştum. Ona 'sana, sana ait olan birşey gönderiyorum. Bunun karşılığında senden bir şey rica ediyorum." Dedim." demiş. Babası daha da meraklanmış. "Prensesim, ne istedin gökyüzünden?" diye sormuş. Eslem; "benim için bir gün çikolata yağdırmasını istedim babacığım" demiş.

    O gün bu gündür Eslem her yağmur yağdığında gökyüzüne doğru ağzını açarak yağmur damlası yakalar, o yağmur damlaları Eslem'in ağzında çikolataya dönüşürmüş...