Yanılıyorsunuz Hayri Bey. Başlamak başarmaktır. Bakın, bu şartlar içinde, bu küçük odada büyük bir işe kendimizi vermemiz, bu daireyi kurmamız bir başarı değil mi?
Emine’nin ölümüyle son tutunduğum dal da kopmuş gibi büsbütün boşlukta kaldım. Kaybettiğim şey benim için o kadar büyüktü ki ilk önceleri bunu bir türlü anlayamadım. Sade içimde simsiyah ve çok ağır bir şeyle dolaştım. Sonra bu haraplığa daha başka bir duygu, bir çeşit kurtuluş duygusu karıştı. Bir baskıdan kurtulmuştum. Artık Emine bir daha ölemezdi, hatta hastalanamazdı da. Orada zihnimin bir köşesinde olduğu gibi kalacaktı. Hayatımda birçok şeyler daha beni korkutabilir, başıma türlü felaket gelebilirdi. Fakat en müthişi, onu kaybetmek ihtimali ve bunun korkusu artık yoktu.
Geçmişte yalanı, yanlışı, ayıbı ortaya çıktığında utanç hisseden bireyin: “Yer yarılsa da içine girsem” itirafı bugün: “Yer yarılsın ve sen içine gir!” suçlamasına dönüştü. İnkar ve yansıtma “ezik” olmayan, “güçlü” sayılan bireyin baskın psişik dinamikleri haline geldi ve özellikle sosyoekonomik ya da sosyopolitik galibiyet duygusuyla yaşayanlar arasında meşruiyet kazandı. Yaptığından utanmazlık, toplumsal geçerliliği olan bir zırh gibi kuşanılır oldu. Böylece büyüklenmeci kalabilen “başarılı” narsist; yalanı, yanlışı, ayıbı ortaya çıksa da, utancını kabilenin dışında bırakılma kaygısı duymadan hak edene yani “mağlup öteki”ne yansıtabilir ve taraftar kaynaklardan narsistik ikmal yapmayı sürdürebilir hale geldi.
Selim kıskançlık hisseden birey, beğendiği, kıskandığı kişiye öykünerek, onu örnek alarak, onun gibi olma motivasyonuyla kendini geliştirmeye yönelir. Yani kıskançlığın acısını yapıcı tepkiyle karşılar ve ortaya olumlu sonuçlar çıkar. Habis kıskançlıkta yani hasette ise verilen tepki daha iyiye ulaşmak için kendini geliştirmek yerine, üstün konumda olan kişiyi kötüleme, karalama, iftira atma, ayağını kaydırma yönündedir ve çoğu durumda iki taraf için de olumsuz sonuçlar doğurur.