📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Londra'ya dönerken Woolfun zihninde uyanan soruların
ardı arkası kesilmedi: "Neden erkekler şarap, kadınlarsa su
içiyordu? Neden cinsiyetlerden biri böylesine varlıklı, ötekiyse yoksuldu?" Bütün bu düşüncelerde kişisel ve rastlantısal
izler varsa eğer, onlardan kurtulmak üzere British Library'ye
gitmeye karar verdi Woolf (çünkü kadınlar bu kütüphaneye
son yirmi yıldır kabul ediliyordu), orada erkeklerin kadınlara
olan yaklaşımı üzerine araştırma yapmaya koyuldu. Araştırma sonucunda rahiplerin, bilim adamlarının, felsefecilerin ve
başka otoritelerin kadınlarla ilgili önyargılı hükümlerde bulunduklarını ve bazı gerçeklerle ilgili atıp tuttuklarını gördü.
Söylenene göre kadınlar Tanrı tarafından ikincil cinsiyet olmak üzere yaratılmışlardı; bir işi yürütecek ya da yönetecek
niteliğe sahip değildiler, doktor olamayacak kadar zayıftılar,
regl olduklarında iş aletlerini güvenle kullanamazlar, adli davalarda tarafsız olamazlardı. Ve bütün bu önyargılar bir yana,
sorunun paradan kaynaklanan bir sorun olduğunu fark etti
Woolf. Kadınlar özgür değillerdi, özgür bir ruha sahip değillerdi çünkü kendi gelirlerinin denetimini ellerinde tutmuyorlardı: "kadınlar daima fakir olmuşlardır. Yalnızca son iki yüz
yıldır değil, tarih boyunca fakirdi onlar. Kadınların sahip oldukları akılsal özgürlük, Atinalı kölelerin oğullarının sahip
olduğundan daha az olmuştur hep."
Woolfun kitabı gayet somut bir politik taleple sonlanıyordu: kadınların ihtiyacı olan şey yalnızca şerefleriyle yaşamaları değil, eşit koşullarda eğitim, "yılda beş yüz pound'luk bir
gelir" ve "kendilerine ait bir oda"ydı aynı zamanda.
Toplumdan uzak, kendi köşelerinde araştırmalar yürüten filozoflar, dışarıdan gelecek onay ya da yergilerin izini sürmek
yerine kendi içsel bilincimize kulak kabartmamız gerektiğini
söylerler bize. Önemli olan, tümüyle rastlantı sonucu bir araya gelmiş bir grup insana nasıl göründüğümüz değil, kendi
bildiğimiz halimizle ne olduğumuzdur