• Bu kişiler normallik ve düzgünlükten en ufak bir şekilde sapıyorlarsa bile, bu sapma onların yeterince iyi olmalarından değil, fazlasıyla iyi olmalarından kaynaklanıyordu.
  • Bazı kitapları okumaya başlamadan önce ön yargılarınızı bir kenara kaldıracak, kendinizi yazarın yarattığı dünyaya bırakacak ve işte orada anlatılanı yakalayıp soru sormaya başlayacaksınız. Benim bu zamana kadar okuduğum en iyi Nobel ödülü almış kitaptı desem abartmış sayılmam. Özellikle ülkemizde farklı yönlere çekilen -aslında çekilmeye müsait olan bir konuyu, müthiş tanımlamalar ve inanç dolu örneklerle ele almış Thomas Mann. Bir yazarın tanrıları andıran güzellikteki bir çocuğa duyduğu hayranlığı çok lezzetli betimlemelerle bizlere sunmuş.

    İlk sayfalarda uzunca sanattan bahsetmesinin bir nedeni vardır elbet dediyseniz -ya da yeni okuyacaklar diyecekseniz- evet bir nedeni var! Mann`in kitapta yarattığı kahraman Aschenbach sanata ve sanatçıya tutkun başarılı şair yazar, baktığı her şeyde güzeli arar ve güzeli yaratanı da anmaktan geri kalmaz. Kitabın başında verilen o sanat hakkındaki uzun paragraflar aslında okuru ilerleyen sayfalara hazırlayan bir girizgah. Güzellik, Mann`in gözünde Tanrı`nın yarattığı soyut kavramların somutlaştırılmış tek hali.

    Orta yaş bir adamın bir çocuğa…bu cümlenin ortasından sonra duygu değişimi ve öfke hissetmemeniz için bahsi geçen kahramanın güzelliğe ve bu güzelliği yaratana duyduğu hayranlığı anlamanız gerekir.

    Bakın ne diyor:
    “Güzellik, tinsel olanın duyularla kavrayıp duyularla katlanabileceğimiz tek biçimidir.”
    “Güzellik, tanrısal olup göze görülebilen tek şey güzelliktir sadece; bu nedenle duyusal olanın yolu da ondan geçer. Sanatçının tinsel olana giden yoludur o!”

    Kitabı okurken bir çocuğu değil de sanatsal bir eseri düşledim hep. Çünkü ana karakter bize o güzel çocuğu, cinsel herhangi bir iştah kabarmasına yer vermeden, vücut hatlarını ve her bir hareketini sanki bir şahesermiş gibi betimlemesi yazarın bu alandaki ustalığını da ortaya koymuş.

    Şunu söylemeden geçemeyeceğim; bir tık, minicik bir tık sapma olmuş olsaydı eğer, bu eser sapkın bir zihniyetin kurbanı olabilirdi. Fazlasıyla sınırda hatta sınırın ötesine geçmiş ve bu sebepten de okura rahatsızlık vermiş bir nebze. Kitabı okurken zaman zaman sanki pedofili günahına ortak oluyormuşsunuz gibi bir hisse kapılabilirsiniz. Bunun için bana göre Aschenbach gözünden sanatı kavramak gerekir. Kahramanımıza göre estetik ve güzellik siyaset de dahil olmak üzere yaşamı devam ettiren bir çok olgunun ana kaynağı ve bunu ancak sanatla dışa vurabilirsiniz. Peki ya Tanrı`nın yarattığı o kusursuz bedenler sanatın en göz alıcısı değil midir? Bu açıdan düşündüğünüz zaman herhangi bir rahatsızlık duymanın aksine, yazara hayranlık duyarak yudumluyorsunuz kitabı.

    Tüm bunlarla birlikte yazarın üslûbunu, olay örgüsündeki hakimiyetini ve okura geçirebildiği o psikolojik analizleri çok beğendim.
    Zor bir okuma olsa da çok ama çok kaliteli bir okumaydı ve bu anlatılanların ışığı altında doğru zamanda mutlaka okunmalı.

     

    Thomas Mann

    Venedik`te Ölüm

    Can Yayınları

    22. Basım Mart 2017
  • İslâmın getirdiği ilkelerin o zamanki insanlık tarafından reddedilişi, bugün ise aynı insanlık tarafından kabul edilişi ve insanlığın hayatında o ilkelerin etkilerinin yerleşmesi ve derinleşmesi, bugünkü insanlığın bu nizama anlamasının ve yüklenmesinin daha kolay olduğunu göstermektedir. Çünkü bugünkü insanın elinde, bu düzeni kabul etmesine ve bu yolda sabretmesine yardımcı olacak bir çok etkenler vardır. İnsanlığın yeni bir atılımda dayanacağı etkenler şunlardır:

    İlk dönemin getirdiği ilkelerin etkileri ve bu etkilerin insanlığın hayatında belirtilerini açık bir şekilde göstermesi, insanlığı o zaman o ilkeleri reddetiği halde bugün kabul etmesi, bu dinden uzaklaşma ve sapma dönemlerinde elde edilen özel tecrübeler ve uzaklaşmadan, sapmadan doğan buhranlar ve etkileri...

    Bu etkenlerden faydalanarak insanlık, Allah'ın izniyle bu dini yeniden gerçekleştirmekte daha başarılı olacaktır.
  • Kafka'nın Aforizmalarını altıkırkbeş yayınlarının 98'deki baskısından okudum. İş Bankası Kültür Yayınlarının üstüne bir de "O:1920 günlüğünden aforizmalar" diye bir bölüm vardı bu baskıda. Osman Çakmakçı çevirmiş, beni fazla rahatsız etmedi. İş Bankası Yayınları gibi her sayfaya bir aforizma şeklinde basılmadığından yeterince kısa bir kitap. Altıkırbeşin ilk dönemleri ve çok hoş bir notları var başta, değiştirmeden ekliyorum incelemeye

    "Daha yayınevi kurulmadan önce, selüloz ürünleri üzerine yoğunlaşan bir dergiye, yayınevimizi ve yaptığı işleri bir nebze olsun tanıtabilmek amacıyla yazdığımız bir yazıda, aynen şu cümlelere yer vermiştik: "Kafka kitaplarına dokunma isteğine alternatif dokunma nesneleri üretmek... "

    Korkarız ki bu kitapla birlikte, yukarıda ifade ettiğimiz amacımızdan sapma noktasına gelmiş oluyoruz. Sizin de tahmin edebileceğiniz gibi, çok sayıda genç kızın elinizdeki kitabı başından sonuna kadar okuma olasılığı hayli yüksek görünüyor. Bunun Türk kültür hayatına ve diğer hayatlara ne gibi etkiler yapacağı konusunda hiçbir fikrimiz olmamakla beraber, şu saatlerde yapabileceğimiz başka bir şey de yok. Hiç olmazsa bu kitapla Black Jack yapmış oluyoruz.

    Kitabın İngilizce versiyonunu, bahara hazırlanan yağmurlu bir günde, Beyoğlu'nda yürürken gördük. Sonra Kadıköy'de çevirmenimize gösterdik. Heyecanlandı. Derken zaman geçti, çeviriyi sorumlumuz M. Ulusel'e gösterdik. Daha önce hiç Kafka kapağı deneyimi yoktu. Bir eksiğini daha kapatabildiği için gülümsedi. Filtresiz Pall Mall'ını küllüğe bastırırken, evindeki bir günlükte olan Kafka desenlerini hissedip aradı. Aranan bulunmaz kuralıyla karşılaşınca, H.T.'yi A.K.'e yollayıp görüntüleri sağladık.

    Her şey bir yana, sizin bu kitabı elinize alıp okumanız, çok hoş, gerçekten. Ama tüm bunların üstüne bir de ikinci baskıyı yapabilmek tuhaf, çok tuhaf.

    Karanlık günler için bir Kafka şekerlemesi. Yol gösterici, Kafka'nın özü.

    Karşı cinsten uzak durun."

    İncelemenin yarısını böyle bir şekilde geçiştirmenin verdiği mutlulukla, bu iki aforizma kitabıyla ilgili de biraz bilgi vermek istiyorum. İlk bölüm yani "Günah, ıstırap, umut ve doğru yol üzerine aforizmalar", Kafka'nın en buhranlı dönemleri olan 1917-1920 arasında yazdığı (Nişanlısından ayrılmış, verem olduğunu öğrenmiş, işinden de uzun bir izin almak zorunda kalmış) 109 tane paragraftan oluşuyor. Bunların bazıları tek cümle, bazıları ise sayfayı dolduruyor tamamen. Kısa olanlar ve özellikle anlaşılanlar her aforizma gibi twitter, instagram ve hatta 1000 kitap alıntı ve incelemelerini süslerken, bazı beyin tokatlayan " burada aslında şunu demek istemiş olabilir" tarzındaki paragraflar çoğunlukla görmezden geliniyor. Gerçi günahını almayayım kimsenin- bu 109 (aslında iki tanesi kayıp) aforizma için tam 529 alıntı ve 110 inceleme yazılmış, incelemeler de alıntılarla dolu genellikle va Kafka'nın hayatıyla. Ara sıra bazı aforizmalarla ilgili açıklamalar yapılmaya da çalışılıyor. Ama sonuçta hemen herkes bu kitabın okunması gerektiği konusunda hemfikir. Kafka tek tek numarlamış sonuçta bu lafları, önemsiz bir şey olamaz. Art arda bazı aforizmalar, sanki birbirinin devamıymış gibi benzer şeyler içeriyor. Kimbilir belki de Kafka bunları bir dergide yayınlatmayı düşünüyordu ya da çıkaracağı başka bir kitap için notlar alıyordu. Max Brod dahil hiç birimizin bunu kesin olarak bilebileceğimizi sanmıyorum.

    İş Bankası Kültür Yayınlarında olmayan, kitabın ikinci kısmında ise 1920'de yazılmış bir günlükten bölümler var- aslında bunları aforizma olarak değerlendirebilir miyiz bilmiyorum ama altıkırkbeş, belki ingilizce metin de böyle olduğu için- bu iki kısmı da aforizma olarak çıkarmış. 10 bölüm var burada. Bazıları 2-3 sayfaya kadar uzamakta. Hepsi kafa yorulması gereken yazılar. Kafkaeskden çok post-modern bir tarzı var ama, ya da bana öyle geldi. Ama popüler kültüre bir "Kafesin biri, bir kuşu aramaya çıktı" cümlesi kadar etki edebilecek bir şey olmadığı için çoğunluk tarafından ilk bölümdeki uzun paragraflar gibi atlanabilir.

    Peki okumalı mıyız bu kitabı, gerek yok bence- zaten popüler olanları kesinlikle görmüşsünüzdür İnternetin çeşitli yerlerinde. Kalanlar da buradaki alıntı ve incelemelerde mevcut. Kafka'yla ilgili ana sorun erken ölmüş olması bence. Yaşasaydı elbette daha epey bir katkısı olacaktı çağına ama bu açıdan söylemiyorum. Kafka'nın telif süresi 2000'lerin başlarında sona erdi ve edebiyat dünyasının bu değerli şahsı bir anda popüler kültürün çok satan bir öğesi oldu. Öyle bir şekilde lanse edildi ki topluma- Kafka okumayan, beğenmeyen insan kendini cahil olarak gördü belki. Şu aralar sitede gördüğümüz Dönüşüm incelemeleri de - belki biraz da Kamuran Şipal'in katkılarıyla- bu dayatmaya bir tepki galiba.

    Neyse aforizmalarda güzel şeyler var gerçekten, site üzerinden inceleyebilirsiniz hepsini tekrar etmek gerekirse. Ama zaten ucuz olan ve içinde çeşitli ortamlarda kullanabileceğiniz onlarca şey bulunan bu kitap instagram için de güzel bir parça sonuçta. İsteyen alabilir de. Sonuçta "El taşı olabildiğince sıkı kavrar. Daha da uzağa fırlatabilmek için sıkıca kavrar taşı. Ama o kadar uzağa da götürür yol."
  • “ Sarışın insanlar koyu esmer veya kumral kimseleri seçerler, oysaki esmer ve kumrallar, tercihlerini, çok nadir olarak şarışınlardan yana kullanırlar. Bunun nedeni de, açık renk saç ve mavi gözlerin, tıpkı beyaz renkli fareler hatta kır atlar gibi, ırktan neredeyse anormalliğe varan bir sapma oluşturmalarıdır.”
  • Dünyanın en büyük sorunu, bir kadını en çok kimin sevdiğidir. Fizik âlemine bu konuda hizmet etmeye hazırım. Standart sapma olarak beni kullansınlar. Kobay olmaya hazırım. Ali Ayşe'yi çılgınlar gibi seviyorsa birim olarak "100 Nejat" diyelim... Ali Ayşe'yi gördüğünde dizlerinin bağı çözülüyorsa "200 Nejat" diyelim. Ali Ayşe'yi aldatıyorsa "50 Nejat" diyelim. Ali Ayşe'yi gözden çıkarmışsa "1 Nejat dahi sevmiyor," desinler. Ölçü birimi olarak beni kullansınlar Tarık. Kadınlar beni zaten kullanıyor. Bedenimiz bir işe yarasın. Varlığımız Türk varlığına armağan olsun. Namımız yürüsün en azından.
    Şenol Turan
    Sayfa 137 - Ötüken