Sara

“Türkiye’de ekseriyet dini, modernitenin çizdiği sınırlar içinde anlar; halbuki din, medeniyetin kurucu unsurudur. Bir medeniyeti ya bir din kurar ya da din gibi algılanan bir felsefi doktrin kurar. Burada iman edilen bir felsefi doktrini kastediyorum. Modernite de bir tür dindir, bir medeniyet doktrinidir. İçerisinde Hristiyanlığa da, İslama da ancak onun çizdiği sınırlar dahilinde kalmak şartıyla yer vardir. Türkiye'de bu sınırlara uymayan bir islam tasavvuru var. Dolayısıyla buradan bir çatışma doğuyor. Modernite, hayati doğum ve ölüm arasında sınırlandırıyor. Buradan hız ve haz çıkıyor. Müslümansa ebedi hayatı hayata katıyor, hatta öncesini, kalubelayı dahi katiyor. Erzurumlu İbrahim Hakkı, “Dünyaya geldim gitmeye” diyor. Modernite için gitmek, bitmek demek ve gitmenin ötesi bir muammayken Müslüman için öyle degil.”
Sayfa 21
“İnsan kulağından zehirlenir.”
Sayfa 18
“Hazreti Mevlana “İşitmez her kulak,” diyor. Bir seda tek başına bir varlık ifade etmiyor. Bir yankıya ihtiyaç duyuyor, her ses bir muhatap arıyor. İnsanla Allah’ın ilişkisinde de aynı şey geçerli.” Allah bir muhatap yaratıyor kendisine ve onun bu muhataplığın gerekliliklerini hakkıyla ifa etmesini istiyor. “
Sayfa 17
“O yüzden egzistanyalistler, soruları olan, sorularıyla yola koyulan kaliteli insanlar. İçlerinden bir yol bulup bir şeye inananlar ayrılıyorlar. Çünkü insan sadece akılla hayatın manasını kavrayamaz.Gönül sadasi orada devreye giriyor. Gönle bir akis düşüyor, o akis gönülde bir tını oluyor, dalgalanıyor. O zaman hayatın manasını anlıyorsunuzve o muhteşem mana karşısında lâl olup hayatınızı bir hadiseye vakfediyorsunuz.
Sayfa 17
“Oysa şimdi her tarafta imge ve görüntü seline maruz kalıyorsunuz. Ses kirliliği var. İnsan, kendi ruhunun seslerini, daha önemlisi Hâlik’in sesini işitmekte zorluk çekiyor.”
Sayfa 15