İnsan ancak bir içgörüyü kemiklerinde hissettiği zaman ona sahip olur. Ancak o zaman insan o içgörüyle hareket edip değişebilir. Günümüz popüler psikologları sürekli “sorumluluk almaktan” söz ederler, ama bu yalnızca lafta kalır:
insanın kendi yaşam planını yalnız ve yalnız kendisinin yapabileceği içgörüsüne sahip olmak olağanüstü zor, hatta dehşet vericidir. Bu bakımdan, terapide sorun daima insanın kendisi hakkındaki bir gerçeği akıl düzeyinde etkisiz biçimde kavramasından, o gerçeği duygusal düzeyde yaşamasına nasıl geçileceğidir. Terapi ancak derin duyguları seferber edebildiği zaman değişim için güçlü bir etken haline gelebilir.
Nietzsche bir filozofun düşünce sisteminin daima kendi otobiyografisinden doğduğunu öne sürer ve ben de bunun bütün terapistler için-hatta düşünce üzerinde düşünen herkes için- geçerli olduğuna inanıyorum.