• Kaç defa öldüm ama sen beni tekrar hayata döndürdün,
    Nasıl sarhoştum ama sen beni ayılttın,
    Ne ateşler yanardı ama sen söndürdün.
    Ne hallere düşmüştüm ki sen beni kurtardın.


    Senden sonra canım çöl gibi çıplak kaldı,
    Senden sonra aşk yoksulluk gibi geliyor...
    Öyle geceler var ki şarap yerine keder dolduruyorum,
    Ama kalbimde ki yaralar kadar gün yok.
  • - Tarihçiler onlara kısaca Pagan adını vermişlerdi. Kelime anlamıyla '‘yerleşik düzen içinde kentler kurarak buralarda yaşamak alışkanlığı edinmiş topluluklar'‘ demekti. Tek-tanrıcı dinlerin ruhani önderleri ise onlara kısaca Put-Tapıcısı nitelemesini uygun görmüşlerdi. Gerçekte Paganlar günümüze kadar gelişerek ulaşmış olan evrensel nitelikteki Batı uygarlığı‘nın kurucularıydılar. Onlar da bugünkü insanlar gibi acılar, sevinçler, coşkular ve yıkımlar yaşamışlar ve bunları dile getiren ve/veya bunlara çözüm arayan çabaların içinde olmuşlardı. Paganlar için aslolan neye taptıklarından çok, Put olarak adlandırılan nesnelerin (örneğin, heykellerin) hangisinin daha olumlu ve istenilen sonuçları verebileceği meselesiydi. Paganlar söz konusu tapınma (divination) araçlarıyla çevrelerini hem etkileri altına almayı hem de onları da Kentlilik düzeyine çıkartarak ve yeni oluşmakta olan ve kesinlikle Seküler (Dünyevi) nitelikteki Kent-Etiği ve Yasaları içinde yaşamaya sevk etmişlerdi.
    Paganların çevrelerini uygarlaştırıcı ve kentselleştiricilik özelliğini bir örnekle açıklamak yerinde olur kanısındayım. Günümüzden yaklaşık iki bin yıl önce yaşamış olan Strabo, coğrafyayacılık ve haritacılık alanında ilk yazılı belgeleri hazırlamış kişi olarak tanınmıştır. Anadolu‘da , Amasya‘da doğup büyümüş olan Strabo tüm çevre ülkeleri dolaşmış ve ilk haritaları ve coğrafi yapılanmaları kağıda aktarmıştı. Strabo‘nun yazdıklarına göre Ege kıyılarında düzenli kentler kurmuş olan İoyalılar, günümüzde Karadeniz diye bilinen havzada nomad (gezici) yaşamın en dövüşken en barbar kabilelerden olan İskitleri uygarlaştırmayı başarmışlardı. Günümüzden iki bin yıl önce fırtınalı ve kayalık sahilleri olan bu denizin çevresinde yaşayan yabansı kabilelerden ötürü bu havzaya Axenos (yabani, uygarlık dışı) denildiğini belirten Strabo, Pagan İoyalıların bu bölgelere kendi anlayışlarına uygun kentler kurarak dağlı ve vahşi İskit kabilelerini zamanla uygarlaştırdıklarını anlatır. Öyle ki diye sürdürür sözünü Strabo, bir süre sonra Axenos adı unutuldu ve bölgeye Euxenios (dost canlısı, uygar) adı verildi diye tamamlar cümlesini.
    Gerçekte Paganlar, günümüzdeki Uygarlık ve Kültürün ilk mimarları ve tarihsel olarak da kurucuları olarak kabul edilirler. İlk kentleşme ve kent kültürünü (Urbanizm) ve mimarisini onlar başlatmışlardır. İlk toplu konutları, ilk taş yolları, ilk tapınakları, ilk müzeleri, ilk halk kütüphanelerini, ilk hamamları, ilk ışıklandırılmış yolları, ilk ticaret merkezlerini ve daha nice ilk‘e hep onlar imza atmışlardır. İlk felsefeciler, ilk matematikçiler, ilk mimarlar, savunucular (yasa adamları), fizikçiler, kimyacılar, hekimler, müzisyenler, yargıçlar ve hukukçular hep onların arasından yetişmişti ve tümü de Pagan inançlara sahip ve bağlı kişilerdi. Mısır’da, İoya‘da, Roma‘da ve Atine‘da hep onlar vardı. Dev meydanlarda (Agoralar ve forumlar) toplanan binlerce insana hitap edenler onlardı. Dev amfiteatralarda sahneledikleri oyunlarla insanlara bilinç aşılayanlar onlardı. Buluşlar yapan ve günümüzdeki bilimsel gelişmelere öncülük etmiş olanlar da onlardı. Örneğin, günümüzden 2.400 yıl önce kurulan İskenderiye ‘ de çalışmalarını yürüten Euclid'de, Galen'de , Arşimed'de Pagandı. Dünyanın güneşin etrafında döndüğünü Galile‘den yaklaşık 1.500 yıl önce öne sürmüş olan Aristarchus'da Pagandı. Dünyanın çevresini ölçümleyerek bunun 24.662 mil olduğunu ilk açıklayan Eratosthenes de Pagandı (sadece 200 millik bir hata payı vardır, o kadar). Paganlar tarafından kurulmuş olan kütüphanelerde ve özel mülkiyette yüz binlerce el yazması eser vardır, insanlar yazarak bilgi alışverişinde bulunuyorlar ve uygarlığını ve kent kültürünün ve etiğinin yayılmasını sağlıyorlardı.
    Yıkılmadan önceki İskenderiye kütüphanesinde 600.000 kadar elyazması kitap bulunduğu bugün tarihçiler tarafından belirtiliyor.
    Ünlü Kleopatra'da Pagandı, Büyük İskender'de Pagand , Sezar da ... Firavunlar'da, Hitit ve Sümer kralları da Pagan geleneğinin kurucuları ve yayıcılarıydılar. O yıllarda küçük cemaatlerin arasındaki en küçük olan İsraeloğulları kabilesinin dışında hiç kimse Tek-Tanrıcılık diye bir akımın var olduğunu bilmiyordu, duymamıştı.
    Günümüzden 2.200 yıl önce İtalya‘nın Kuzey Kampania bölgesindeki Monte Messico‘da Falernium üzümünden şarap üretip bunu tüm Avrupa’ya , Anadolu’ya ve Orta Doğu‘ya satan üreticiler ve tüccarlar da Pagandı. O dönemlerde İngiltere ‘ bin Hambleden bölgesindeki Yewden Malikanesi‘nden mektup yazarak zengin kocalarını ve onların metreslerini birbirlerine şikayet eden ve kendi güzellik sırlarını diğer kadınlarla paylaşmak istemeyen soylu kadınlar da Pagan inançlarına bağlıydılar. Kapılarında “Hic habitat felicitas“ (Burada zevk vardır) ve “Sum tua aere“ (Paran varsa senin olurum) yazılı genelevler de Pagandı. Ordular ve komutanları da ve en önemlisi tüm ruhani önderler de Pagan inançlarına sahiptiler. Çarpıcı bir örnek olsun diye yazayım , günümüzdeki Abraham (İbrahimi) Tanrı anlayışının başlatıcısı sayılan Yahudilerin yazılı kitabı Tevrat‘ı 73 günde İbranice/Aramiceden Latince ve Grekçeye çevirmiş olan 72 çevirmen da aslen Pagandı. Onların yaptıkları çeviriler sayesinde bugün Tek-Tanrıcılık (Monoteism) varlığını hala sürdürülebilmektedir. Bu çeviriler yapılmasaydı ve kentli Paganlar bu kitapları tartışma konusu yapılmasalardı günümüzde Tek-Tanrıcılıktan belki de bilimsel tarih ve sosyoloji dallarındaki doktora tezlerinde küçücük birer dipnot olarak söz edilebilecekti.
    Sözü uzatmaya gerek yoktur. Bugünkü, özellikle de yere göğe sığdırılamayan şu ünlü Batı Uygarlığı‘nın ve Kültürü‘nün kurucuları günümüzden yuvarlak hesap 2.500-5.000 yıl önce yaşamış olan Paganlardı ve bu insanlar Tanrılara, Kahramanlara ve Bedensiz Varlıklara (Spirits, göze görünmeyen bedensiz varlıklar ile Cin ve Peri diye bilinen Demons) İNANIYORLARDI ama bunlara monoteist anlayışla İMAN etmemişlerdi. Paganlar da gerçekte TEİST (Tanrıcı) idiler ama TEK-Tanrıcı değillerdi. Aralarında Politeistler (birçok tanrıya aynı anda inananlar), Katenoteistler (Tanrı seçerek inananlar) hatta Atonist (Tek Tanrı Güneştir diyenler) anlamda Tek-Tanrıcılar da vardı. Kısaca kim neyi istiyorsa ona inanabiliyordu ve başkasının tanrısına, kahramanına ve bedensiz varlığına cebir ve şiddet uygulamıyor, toplumsal ipotekler koymuyordu. Çünkü Paganların yaşamlarına ve kentsel ilişkilere yön veren tüm yasalar, kurallar ve yönetmelikler Seküler (Dünyevi) nitelikteydi, insanlar Göze görünmeyen bir Tanrı’nın emirleri ve zorlamaları doğrultusunda yaşamak zorunda değillerdi.
  • kafayı seecadeye koymak ne zamana değin
    şarap bardakta bekliyor
    o burada saklıdır
    şarapta parlıyo
    Furuğ Ferruhzad
    Sayfa 53 - Kanguru Yayınları
  • Derdin avucundan şarap içmedikçe
    Bir yudum su içmiş değilim gönlümce;
    Kimsenin tuzuna da ekmek banmadım
    Ciğerimi kebap edip yemedikçe.
    Ömer Hayyam
    Sayfa 155 - İş Bankası Kültür
  • Karganın biri her gün kilisenin çanına pislermiş, papaz ne yaptıysa onu yakalayamamış. Çanın bulunduğu yere bir bardak şarap koymuş, karga şarabı içip sızınca da yakalamış. Sonra demiş ki:

    Müslüman olsan şarap içmezsin Hristiyan olsan çana pislemezsin
    Söyle bana sen nesin?
  • Secde eden alnımı,
    Şarap içen dudağımla öpmek istedim.
    Dizlerimde ve dirseklerimde nasır tutan arayışımı
    Beyaz bir merhemle ovmak istedim.
    Beyaz bir günahtır aramak kimi zaman Pollyanna
    Didem Madak
    Sayfa 49 - Metis
  • 368 syf.
    Takriben 1000 yıllık bir kitabı ele almak demek; zamanda 1000 yıl geriye gitmek, coğrafyasın da gezinmek, hissiyat ve düşüncesinde yaşamak demektir.

    Devlet yönetiminde fikirlerini,tecrübelerini beyan eden Nizamülmülk, Kur'an ,hadis ve kendi zaman evveliyatında vuku bulmuş hadiseleri hikaye ederek hem fikriyatını destekler dayanak yapmış hem de anlaşılır kılmıştır.

    Şarap meclislerinin kurulması,buna ilişkin tertip ve düzenden bahsedilmesi ilginçtir.İslamiyete geçiş ile henüz terk edilemeyen eski örf,adet ve devlet geleneği tesiri olduğu yönünde bir kanıya varmak mümkün.